Kron XC 250

Bir önceki yazımda neden bisiklet almam gerektiğini anlattım.

Yaptığım araştırmalar sırasında, Carraro, Sedona, Salcano, Bianchi ve Kron markasının modelleri arasında çok dolaştım durdum. Bu markaların profesyonel serinin başlangıç sınıfında çok güzel modelleri var. Tabi tam profesyonel seriye baktığımızda bir bu kadar marka daha ekleniyor listeye. Onlara her ne kadar özensem de bütçe olarak buna hazır değilim.

Salcano kalite kontrolsüz ürünleri piyasaya sürdüğü için çok baş ağrıttığını duydum
Bianchi ise aynı özelliklerdeki diğer bisiklerden biraz daha pahalı. Marka parası vermek istemedim.
Sedona, Carraro ve Kron hakkında ise internetten övgü ile bahsediliyordu.
Ama en çok alkışı Kron alıyordu. Kadroya verdikleri garanti insanı cezbediyordu.

Tabi bisikleti hangi amaçla kullanacağınız, sürüş zevkiniz, kullanma sertliğiniz, gittiğiniz yol türü…vs Bisiklet ve marka seçiminde dikkat edilmesi gereken önemli bir konu. Harbiden dağda kullanacağınız bisikletler başka, asfaltta kullanacağınız bisikletler başka özelliklerde. Hepsi bir arada olsun, sağlam olsun derseniz yanılırsınız. Bisiklet sürüşünde gereksiz yere harcanan enerjiyi de düşünmek gerekir.

Basit bir örnek verecek olursak, full amortisörlü bir bisiklet ile düz asfaltta sürüş yapacaksanız daha fazla yorulursunuz. Bunun sebebi ise düz bir kuvvet üzerinde harcayacağınız enerji ile, en ufak yol üzerindeki tümsekten ya da çukurda amortisörün hareket etmesi kuvvetinizi çalacaktır. Yine tam tersi olarak amortisör olmadan da engebeli bir yolda gitmek fazla sarsıntı yaratacağı için sizi yoracaktır. Bu sebeple ben ayarlanabilir amortisörü olan bir model seçtim. Yani istersem kapatıp, istersem açabiliyorum. Yol durumuna göre bunu kolayca ayarlamak güzel bir teknoloji.

Kadro ağırlığı ise dikkat edilebilecek bir etken. Aynı özelliklerde ve aynı fiyatta iki model arasında kaldıysanız hiç şüphesizki daha hafif olanı seçin. Çünkü sizinle beraber fazladan ağırlık taşımak istemezsiniz. Tabi bir kadronun hafif olması ucuz olacağı anlamına gelmez. (Süpermarketlerde satılan bisikletler hariç, ucuz malzeme ile hafif bisiklet yapılabiliyor elbette ama üzerinde canınızı da taşıdığınızı unutmayın.) Burada bir ters orantı var. Kullanılan malzemeden tutun da, o alaşımın kodundan edinebileceğiniz teknik bilgiye kadar çok kafa karıştırıcı seçenekler var. Kadronun kaynak türü bile etkili. Ama profesyonelin başlangıç seviyesinde buna çok kafayı yormadım. Bu konuda en çok alkışı zaten Kron markası alıyordu.

Frenler ise en çok kararsız kaldığım konuydu. V fren, mekanik disk fren, hidrolik disk fren derken kafayı yedim resmen. Ben tabi ki bisikleti bıraktığımda pabuç fren dediğimiz V frenler vardı. Hatta onun da öncesinde pedalı ters yöne çevirdiğimizde frenlerdik. Şimdi kime anlatsam inanmıyor. Neyse efendim V fren dediğimiz şeyi anlatmaya gerek yok, herkes bilir. Tekerleğin üstünde, maşadan bağlı iki pabucun, tel ile gerilmesinden dolayı sağlanan standart fren türüdür. Trafiğe çıkmayacaksanız, dağda, kırda, bayırda kullanmayacaksanız diğer fren türlerine para vermenize çok gerek yok. V fren sizi durdurur. Ama kullanım şekliniz fazla hız yaratacaksa ve / veya trafikte veya dağda kullanacaksanız, frenlerinizin iyi olması hayatınızı kurtarabilir. Bu yüzden fren seçiminde cimrilik yapmayın. Disk fren dediğimiz şey aşağı yukarı arabalarda kullanılan fren türü gibidir. Tekerleğin ortasında bulunan bu sistem V frene göre biraz daha tutarlıdır. V fren, fren tellerinizi çekiş sertliğiniz kadar baskı uygularken, disk frenlerde biraz daha zeka vardır. Sizi daha kontrollü durdurmak için çalışır. Mekanik fren ile hidrolik fren arasındaki fark ise, biri yine teli çekiştirme kuvvetinizle orantılıyken, birinde ise işi hidroliğe bırakırsınız. Hidrolik disk frenlerde fren kollarına abanmaya gerek yoktur, çok kısa aralarda dengeli duruşlar yapabilir. Yaptığım araştırmaların çoğunda mekanik fren hep tu kaka olarak bahsedilmektedir. Ya V fren, ya da hidrolik disk fren kullanın diyen kişi sayısı oldukça fazla. Ama teknik olarak araştırdığımızda ise V fren ile, mekanik disk fren arasında bir fark bulunmadığını görebilirsiniz. Hatta mekanik frenin bir artısı vardır ki, yağışlı havalarda ve çamurlu arazide sizi daha iyi korur. Çünkü biri jant üzerinde sürtünmeye çalışırken, birisi direkt kendi fren göbeğinden sizi tutar. Çamurlanmış bir tekerlekte V frenin tutma olasılığı daha düşüktür. Mekanik disk fren hakkında bu kadar kötü konuşulması beni de vazgeçittiren bir unsur olmuştu, profesyonel bir bisiklet alana kadar da çok trafikte ya da dağda sürüş yapmayacağım için V fren tercih edecektim. Bu fikre sahip olmamın bir nedeni ise mekanik disk fren olan bütün bisikletlerde V fren takmak için yerlerin olmasıydı. Demekki cidden mekanik fren görüntüden başka bir şey değil, iyi değil ki adamlar V fren takabilmek için yer de bırakmışlar diye düşünüyordum. Bisikleti satın almak için gittiğimde ise bu düşüncemi anlatıp sorduğumda ise (ki daha önce gittiğim bir kaç yer bilmediğini söylemişti.) verilen cevap hiç şüphesiz ki mekanik frenli olan modeli almama karar vermemi sağladı. Bu modellerde bulunan V fren yerlerinin bulunmasının tek sebebi, bu modellerde bulunan maşaların böyle üretilmesiyle alakalı. Yani profesyonel bir maşa zaten aldığım bisiklet fiyatında neredeyse. Haliyle adamlar, mekanik disk fren kullansalar bile aynı seri maşayı kullandıkları için onlar orada duruyor. Yani bu tercih meselesi değil, aldığınız ürünü ucuzlatan bir formül. Aklıma da yattı, söylediği şey doğruydu. Çünkü profesyonel serinin başlangıç modeli bir bisiklete sırf mekanik disk fren kullandığınız diye başka bir maşa takarsanız, fiyatı hemen artar. Standart bir maşa ile işi çözmüşler.

Vitesler ise yine kafa karıştırıcı bir şey. Vites geçiş hızı, sıfırlama süresi…vs Çok etkili seçenekler. Tabi şimdiye kadar saydığım maddelerde malzemenin sağlamlığından tutun da garanti süresine kadar daha bir çok tercih edilme sebebi olan özellikler var. Ben 10 vites olsun 20 vites olsun hiç bakmadım. Dediğim gibi fiziki sağlamlığıma geri dönene kadar zaten sert kullanmayacağım, kullanamayacağım. Ama hız yapmayı seviyorsanız ve engebeli bir arazide kullanacaksanız vites seçerken iyice düşünün. Benim ihtiyacım olmadığı için çok kafaya takmadım.

İşin sonucu bisikletin bir manyaklık olduğunu gördüm. En ufak parçasına kadar onlarca teknoloji var, yüzlerce seçenek, binlerce kombinasyon var. Kullanım türünüzden emin değilseniz, pişman olmamak için hemen görüntüsüne aldanıp satın almayın. Önce bir araştırın, sonra pişman olmayın. Ben istediğim özelliklerin hepsinin Kron XC 250 ‘de olduğunu gördüm. Ve satın aldığım gün 10km yol yaptım. Edindiğim tecrübeye göre daha satın almam gereken çok aksesuar olduğunu, ileride değiştirmem gereken çok şey olduğunu gördüm. Bir de araştırmadan alsaydım yaptığım iş parayı çöpe atmaktan başka birşey olmazdı.

Bisiklet alırken ilk yapacağınız işlerden birisi de mutlaka kask almak olsun. Bunda çok ciddiyim. 2 kuruş para cebinizde kalsın diye hayatınızı riske atmayın. En ucuz kaskı bile alsanız, mutlaka alın. Kasksız asla bisiklet kullanmayın. Daha sonra param olunca alırım diye düşünmeyin. Bisiklete o kadar para ayırmışken bir 30 lira ile hayatınızı tartmayın. Sonra yine alırsınız. Ben 70 liralık bir kask aldım, tamam 30 liralık kaslar harbi yumurta kabı gibi hissettirse de yine de sizi korur. Trafiğe çıkmaya başladığımda ise ilk işlerimden birisi daha da iyi bir kask almak olacak.

Satın alırken kaskın yanı sıra suluk, suluğun tutucusu, ön ve arka flaşörler, alimünyum pedal da aldım.

Plastik pedallar hem görüntü olarak iyi değil, hem de kolay kırılabiliyorlar. Aldığım pedal ise transformers gibi birşey zaten. Üzerine eklemeler yapmanız için zekice tasarlanmış bir ürün.

Suluğu ise iç kaplamalı, termos gibi olanlardan aldım. Plastik suluklarda su anında ısınıyor. Suyu ne kadar süre soğuk tutabilirseniz o kadar iyi olur.

Ön ve arka flaşörler ise gece sürüşlerinde farkedilmemi sağlayacak.

Bir sonraki alışverişimde ise öne led fener (far) taktıracağım, çünkü bizim oralar epey karanlık. İkinci alacağım şey ise ayna olacak. Gidona takılan eski usul direkli aynalardan değil de, (zaten tam arkanızı görmek için hafif yana eğilmeniz gerekiyor ki çok saçma) gidonun uçlarına takılan yeni nesil aynalardan alacağım. Kör noktası sıfır olan güzel modeller var. Üçüncü alacağım şey ise bisiklette değiştireceğim ilk şey olacak. O da sele :) Ama mevcut seleyi saklayacağım. Şuan epey geniş bir araziye sahip olduğum için bu sele beni epey rahatsız etti. Daha geniş bir model arayacağım, zayıfladıktan sonra da eski seleye geri dönerim, çünkü cidden güzel bir selesi var. Sonrasında ise viteslerde ve frenlerde geliştirme düşünüyorum. Ama bu sürede bisikleti satıp bir sonraki sınıfa da geçebilirim bilmiyorum. O kısmı henüz tam olarak düşünmedim. Zaten daha kullandıkça öğrenip, geliştireceğim.

İlk yazımda da dediğim gibi blogumda ve hayatımda “bisiklet” kategorisini açtım. Bir sonra yazmayı planladığım yazı ise, bisiklet kullanan kişi sayısının artması ama buna rağmen bisiklet satan dükkanların birbir kapanması olacak. Sonra ise şu konularda susmamam gerektiğini de düşünüyorum:

  • Türkiye’de bisikletçilere trafikte gösterilen saygı(?)
  • Toplu taşıma araçlarına bisiklet ile binememek.

Son olarak bisiklet ile ilk sürüş yaptığım rotayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Umarım kondisyon kazandıkça bu yollar uzar, bu süreler kısalır ve ben de sağlıklı bir birey olarak hayatıma devam ederim. Herkese kazasız belasız keyifli sürüşler dilerim. Tayt giydiğim gün ben de aranıza katılacağım. Görüşmek üzere….

Kullandığım program Sports Tracker, gittiğim rota Bademli – Korupark. Toplam mesafe: 10.8km, toplam süre: 49 dakika. Ortalama hız: 12.9 km/h. 110kiloluk bir adam olarak kendimce iyi rakamlar olduğunu düşünüyorum. (Detaylı istatistik) Hız yapmak, rekor kırmak gibi bir amacım yoktu. Hatta Korupark’a gitme gibi bir amacım da yoktu. Geçit Özdilek’e kadar gitmeyi planlıyordum, keyifli geldi soluğu Korupark Starbucks’ta aldım. Bir kahve molası verip geri döndüm. İkinci denemem de ise yine rekor kırma amaçlı olmadan, aynı rotayı kullanacağım. Bir sonraki hedefim ise, Esentepe. Sonra sonra hem süre hem mesafe olarak geliştireceğiz bakalım inşallah.