Hayvanları Yanlış Tanıyoruz

Hayvanları o kadar yanlış tanıyoruz ki. Hayret ettiğim çok konu var. Dinen ya da ilmen bile olsa bize bolca yalan aktarılmış. Yanlış hayvanlardan nefret etmişiz, yanlış hayvanları sevmişiz. Yılanı gördüğün yerde başını ezersin ama bir örümceğe dokunmazsın. Evdeki hamam böceğini terliğinde anında gebertirsin, karıncaya dokunmazsın. Çünkü bazı hayvanlar çok itici olabilir ama bazılarının da çok mistik havaları vardır. Sonra adamlarda inek kutsal hayvan olduğunda gülersin. Hatta uzun bir süre dünyanın bir öküzün boynuzları üzerinde olduğuna inanmadın mı?

29801442734

Baykuş

Mesela bir baykuşu düşünün. Bir evin çatısına bir baykuş konsa ve ötse… Bütün mahalle halkı o evden cenaze çıkacak diye bekler. Ve halt ederler. Gerçek Müslüman olsalar geleceğin, sadece ve sadece Allah’ın bilgisinde olduğunu bilirlerdi.

baykus

Herkesin bildiği bir husus baykuşların gözleri öndedir. Peki gözleri ön tarafta olan canlıların ortak özellikleri nedir? Et yemeleridir! (Bize okulda öğretildiği gibi gözleri yanlarda olan kuşlar, ağaçlardaki börtü böceği yemez. İnadına sizin taneli mahsullerinizi yer.) Baykuşların gözleri gece görüş özelliğine sahiptir. Peki et yiyen ve gece görebilen bu hayvanların en öncelikli işi karnını doyurmak olduğuna göre, ne yer bu hayvanlar? Gece ortalıkta ne dolaşıyorsa onu yer. Yani fareleri!

Ev veya apartman yaptırdığınızda tuvalet, mutfak, banyo gider borularının hep aşağıya gittiğini bilirsiniz. Ama en üst kattaki borular yukarıya devam eder ve buradan çatı arasına ulaşır. Bunun sebebi sistemin havalandırılmasıdır. Tavan arasına çıkan pis su havalık boruları olmayan apartmanların dairelerinde acayip koku olur. İşte kanalizasyon sisteminde yaşayan fareler de hava almak için bu borulardan tavan arasına veya çatıya çıkar. Eğer çatınıza bir baykuş gelmişse siz şanslısınız demektir. Baykuşu kovalar kaçırırsanız farelerle yaşamanız kaçınılmaz olacaktır.

Ama artık çok geç, çünkü şehirde bir baykuş görmek artık mucize oldu, geçmiş olsun.

karinca

Karınca

Herkesin inandığı bir diğer husus ise; karıncalar çok faydalı, çalışkan hayvanlardır muhabbeti. Hatta iş yerlerinin duvarlarına veya kapı üstüne karınca duası asılır. Hiç kimse de ne yazıyor burada diye merak etmez. Üstelik hiç kimsenin okuyamayacağı Arapça dilinde yazılıdır.

(Dua, Allah’a yalvarış olduğuna göre, Türkçe olmalıdır.)

Neyse konuyu fazla saptırmadan esas konuya gelelim. Bahçemde gül fidanları var. Dikkat ettim, yeni sürgünleri küçük yeşil bitler sarmış vaziyette. Yine gözleme devam ettim. Acayip fazla miktarda karınca da aşağı yukarı geziniyor. Tamam diye rahatladım. Nasıl olsa bu çalışkan karıncalar bunları yer ve ben de kurtulurum dedim.

Birkaç gün sonra baktım ki yeşil bitlerin sardığı tomurcuklar boynunu bükmüş ve neredeyse tüm yeni sürgünler bitlerle kaplanmış vaziyette. Yahu dedim kendi kendime. Bu bitlerin ayağı olsa bu kadar hızlı gidip en uçtaki sürgünlere ulaşamaz. Nasıl oluyor bu iş diye merak ettim. Hem gözlemledim hem de araştırdım ki neticede karıncalardan büsbütün soğudum. Meğerse bu bitler fidanın öz suyunu emerken, karıncalar da yeşil bitlerin tatlı dışkısını alırlarmış. Hatta bu bitleri karıncalar taşıyıp her yere yayarlarmış. Dahası yeşil bitleri yiyen uğur böceği gibi böceklerle de savaşırlarmış.

Şimdi fidan hatta ağaçlarda sadece karıncaları izliyorum. Eğer bir bitkide karıncalar aşağı yukarı seyrüsefer halinde ise; bilin ki o bitkide zararlı bir böcek vardır. Karıncalar onlarla ortak yaşıyorlardır. Çoğu ziraatçı karınca faaliyeti ile zararlı böceklerin faaliyetinin doğrusal olduğunu bilir. Ancak ağaç gövdesine kireç sürmenin karıncaları uzaklaştırdığını sanmayın. (Ağaç gövdesine kireç sürmenin şu faydası vardır. Kireç mantar faaliyetine izin vermediği için ağaç kabuğu her dem taze pürüzsüz kalır. Aşırı çatlaklar oluşmadığı için kabuğun kuytularına gizlenen böceklere müsaade etmemiş olursunuz.) Hatta zehirli ilaç bile sürseniz karıncaların önünü kesemezsiniz. Ancak yapışkan bir madde ile önlenebilir.

Karıncaların tabiatta birçok faydası olduğunu unutmayalım. Biz burada yanlış bildiğimiz gerçekleri açıkladık o kadar. Diğer yandan zararlı ilan edilen birçok hayvan son derece insanlara faydalıdır.

Yanıldığımız hayvanlar: Bize çok kötü, zararlı diye öğretilen hayvanlar masumdur.

salyangoz

Salyangoz

2004 yılında bahçeli bir eve yerleştiğimizde beni en çok rahatsız eden şeylerin başında bahçedeki küçük küçük yüzlerce salyangozun olmasıydı. Hatta bazı bitkilerin yaprakları delik deşik oluca bunu salyangozlar yapıyor dedim ve başladım ilaçlı mücadeleye. (Yeterince büyük olsalardı onları elle yakalar ve yemenin yollarını arardım. Zira seneler önce İtalya’da göl kenarındaki bir lokantada yediğim salyangozlu pilavın tadını unutamıyorum.) İlaç granül halindeydi ve duvar üstlerine serpip yan tarafını da ıslatıyordum ki salyangozlar çabuk gelsin diye. Hakikaten bir müddet sonra bu duvarın üzeri salyangoz kabukları ile doldu. İçleri boştu. Nereye gitti bunlar diye hiç düşünmedim. Her halde ilacı yiyen kuruyordu.

2 sene ilaçlı mücadeleden sonra gördüm ki bahçemde hiç salyangoz kalmadı. Ama bitkilerin yaprakları daha fazla bir şekilde yenmiş vaziyette idi. O halde bitkilerin yapraklarını başka haşaratlar yiyordu. Yapraklarla aynı renkteki tırtılları gözle fark edemiyorsunuz. Mikroskobik canlıları da göremediğimiz gerçeğinden yola çıkarak salyangozları aklamaya karar verdim. Son senelerde hiç salyangoz öldürücü ilaç kullanmadım yine çoğaldılar ama eski nüfuslarına erişemediler henüz. Dikkatimi çeken husus, salyangozların dolaştığı yerler çok rahat gözlenebilmekte. Ama bu bitkiler capcanlı ve yenik de yok. Daha çok kuru dalları seviyorlar.

Salyangozların iki çeşidi olduğunu öğrendim. Ot yiyenler ve et yiyenler. Demek ki benim bahçedekiler et yiyenlerden. Peki bitkilerin üzerinde ne eti yiyorlar? Demek ki bitkilerin üzerine yapışan minik böcekleri yiyorlar.

Artık salyangozları daha fazla sevmeye başladım.

yarasa

Yarasa

Vampir filmleri seyrede seyrede yarasaları kan emici, çok zararlı, korkunç hayvanlar olarak tanıdık. Sizlere kendi gözlemlerimi anlatacağım.

Bursa, Mudanya, Güzelyalı’da yazlığımız var. Bu şirin yerin en önemli yerlisi ise sivrisineklerdir. Yazlıkçılar yeni binalar yaptıkça var olan sulak sazlıklar bayağı azaldı ama sivrisinekler azalmadı. Herkes sokak aralarına bırakılan çöplerin fazla sivrisinek yaptığını söyler. Karasinek nüfusunu artırdığı bir gerçek ama sivrisineklerin bununla orantılı olup olmadığını bilen yok.

Daha önce her yaz gittiğimiz 37. sokaktaki ananemlerde, her gece sivrisinek kovucu tabletlerden medet umuyorduk. Meğerse kapalı odalarda birçok zararı varmış. Daha sonra kendimize ev alıp mekanı değiştirdik. Yeni evimizin olduğu yerde hiç sivrisinek yoktu. Şaştık kaldık. Dedik ki bu mahalle daha temiz ve çöpler ortada değil.

Seneler geçtikçe belediye faaliyetleri arttı. Çöpler muntazam toplanır oldu. Hatta arkasına sisleme aleti takılı kamyonetle sivrisineklerin kökünü kazıtır gibi oldular. Veya biz öyle zannettik. Eski oturduğumuz evin orada sivrisineklerin faaliyeti aynen devam ediyor. Yeni evimizin orada ise sivrisinekler yıldan yıla çoğalıyor.

Ne değişti diye sorarsanız:
1. İlaçlama çoğaldı
2. Çöpler toplandı
3. Binalar arttığı için sazlıklar azaldı

Tüm bu iyi işlere rağmen sivrisinekler niye çoğalıyor? İşte burada en önemli husus devreye giriyor. Yeni evimizin çatısından akşam hava kararırken yarasaların akın akın çıktıklarını görüyorduk. Bu kadar çok hayvan gecenin karanlığında havada uçarken ne yiyebilir? Tabii ki sivrisinekleri yiyecek! Çünkü gece havada sivrisinekler var, karasinekler yok. Dolayısıyla yeni evimizin orada sivrisinekleri yiyen yarasalar yüzünden rahatça uyuyabiliyorduk.

Zamanla değişen ise yeni havuzlu binaları eklenmesi oldu. Eskiden saat 23 olunca evlerin ışıkları kapanırdı. Zira beyler işe gidecek ve ertesi gün Güzelyalı hanımlara ve çocuklara kalacaktı.

Yeni binalar, sönmeyen yeni ışıklar ve susmayan bir gürültü getirdi.

… ve bizim çatıdan akşam olunca yarasaların sortisini göremez olduk.
… ve sivrisinekler çoğaldı!

Yarasaların yüzünden zarar gören hiçbir vatandaşımız yokken niye bu faydalı hayvanları kötü diye vasıflandırıyoruz ki?

yilan

Yılan

Nerede yılanın adı geçse herkesin dikenleri tüy tüy olur…

  • “Koynumda yılan beslemişim” deriz. Halbuki beslenen ve ihanet eden insandır.
  • “Denize düşen yılana sarılır” deriz. Halbuki tahta parçası tercih edilir. Üstelik denizlerimizde değil yılan, balık bile yok.
  • Bakışlarını beğenmediğimiz birine “yılan gibi” deriz. Halbuki yılanlar bizim gördüğümüz gibi algılamazlar.
  • “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” deriz. Ama yılanların dilini konuşamadığımız için bir işe yaramaz.

Velhasıl çoğu kişi “yılan” kelimesine karşı ön yargılıdır. Bir kere hiçbir hayvan karnı tok iken yemek yemek için uğraşmaz. Halbuki insanlar yiyemediğini depo eder.

Kuyruğuna basmadıkça yılan size saldırmaz. Zaten insandan kaçmayan hayvanlar çok azdır.

Yılanlar ne ile beslenir? Adana kebap, rakı, cacık severler mi acaba? Yoksa bir tarla faresini mi tercih ederler. Ahıra girip ineklerin sütünü içtiği rivayet edilir ama sonra çekip gidermiş. İneğin koynunda beslenmezmiş.

“Tarlaya ektim soğan” derseniz onu da yılanlar yemez. Yani bitkilerinize hiçbir zararı yoktur.

Hindistan’da bunların en zehirlilerini bile sepete koyup zurna eşliğinde oynatıyorlar. Holywood filmleri şahidimdir.

Dünyada bir sürü avcı yakaladıkları yılanların zehirlerini sağmakta ve ilaç firmalarına satmaktadır. Onlar da insanlara faydalı ilaçlar yapmakta.

Yine “yılan derisi” çanta, kemer ve ayakkabılar bayağı yüksek fiyattan satılmakta.

Korku filmlerinden esinlenen TV program yapımcıları, masum, karnı tok ve zehirsiz yılanları, onlardan daha tehlikeli olan insanlarla aynı kaba koyarak reyting kovalamakta…

İsviçre’de bir süper markette 3 metre boyundaki yılanı ailecek kucaklayan insanlar hatıra fotoğrafları çektiriyorlardı. Ben gözlerimle gördüm.

Bizim bu kadar samimi olmamıza gerek yok ama yılanlar tarla farelerini afiyetle yerler ve size görünmek istemezler.

Sonuç olarak doğayı iyi düşünmek iyi gözlemlemek gerekir. Size dayatılanı yaşamak zorunda değilsiniz. Çevrenize ne kadar faydanız var? Senin mahallende dolaşan köpekten rahatsız olursun tekme tokat, hatta sopayla hayvanı döversin. Lan elin adamının sokağında bizdeki sokak köpekleri gibi maymun dolaşıyor, kanguru dolaşıyor hadi onlara da saldırsana?! Mesele güç meselesi mi sadece?!

Bu hayatta sadece “sevimli” olan hayvanların mı yaşama hakkı var? Tüketim toplumunda insanların tabii ki doğa ile bir ilgileri kalmadığı için sadece nefret et denilenden nefret ediyor, sev denileni seviyor. Benim içim rahat, kendi bahçemde olumlu bir ekosistem kurduğuma inanıyorum.