Doğayı Anlamak

Bu aralar belgesel izlemeye merak saldım, ceylanın peşinde koşan aslanın hikayelerinden öte daha çok kurgusu olan, sinema mantığı ile çekilmiş belgeselleri seyrediyorum. Hem seyirlik açılar çok harika oluyor hem de anlatım büyük bir haz veriyor. Sanki bir sinema filmi izler gibi bir kurgusu oluyor. Vakit buldukça öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Araya biraz da kendi yorumlarımı katarsam umarım kızmazsınız.

  • Köpekbalıkları kan kokusunu 1km uzaktan alabiliyorlar.
  • Köpekbalıklarında elektro manyetik algılayıcılar vardır (ve ağız çevrelerinde bulunur), böylelikle canlıların yaydığı elektriği sezerler. Algıları çok hassas olduğu için en küçük elektrik akımını bile canlı bir organizmayla karıştırabilir. Bir volt’un 5milyarda 1’i bile köpekbalıkları için araştırmaya değerdir.
  • Canlı organizmaları saptamak için hayvanlar aleminin elektro manyetiği hisseden en hassas üyeleri Vatoz Balıklarıdır.
  • Dikenli Vatozlar vücutlarını diğer vatozların algılayabileceği aura ile kaplarlar. Erkekler bu güçlerini kuma saklanan dişiyi bulmak için kullanırlar. Ve bir vatoz, dişi ile aralarındaki elektrik akımını algılar. Gözleri vücutlarının üzerinde olduğu için yaklaştığı dişiyi aurasından tanır.
  • Torpil Vatozu ise bu elektirik aurası için ilgi çekici bir yöntem geliştirmiştir. Kaslarını tıpki bir pil gibi kullanabilir. Vücut elektriğini ölümcül boyuta çıkartabilir ve banyo suyuna elektirik akımı vermiş gibi, 2KW gücünde elektirik üretebilir.
  • Kuşların görme duyuları insanlardan kat be kat fazladır. Kuşlar da insanlar gibi renkli görürler ama insanların aksine dünyaya bir sis perdesinin arkasından bakmazlar.
  • Kral Papağanlar için flört evresinde “görüntü” çok önemlidir. Yani bizler için önemli olan ruh güzelliği tamamen yalandır :) Dişi Kral Papağan seçimini yapmadan önce erkeğin yaydığı UV ışınlarını süzer.
  • Evet kuşlar UV ışınlarını görebilirler, bu özellikleri yiyecek ve yön bulmaları için en büyük yardımcılarıdır.
  • Meyvaların çoğu UV ışınlarını emdiği için (Neon ışını gibi gözükürler, bu da kuşların ilgisini çeker) daha kolay yiyecek bulurlar.
  • İdrar da UV ışınlarını emdiği için kuşlar tarafından görülebilir.
  • Küçük memeliler ise geçtikleri yolları idrar ile işaretler, bu da avcılara av imkanı sağlar. Yani bir kartalın o kadar yüksekten gördüğü şey fare değil, farenin idrarıdır, fare nereye giderse gitsin arkasında bıraktığı idrar ile takip edebilir ve avını rahatlıkla kapabilir.
  • Arılar da bizim gibi renkli görürler ama göz yapıları ayrıntıları algılamalarına engeldir.
  • Arizona’daki Pamuk bitkisinin olağanüstü duyargaları vardır. Bu duyargalar sayesinde böceklerle iletişim kurabilirler. Tırtıllar tarafından saldırıya uğradıkları zaman kimyasal bir alarm salgılarlar. Rüzgarın taşıdığı bu koku Yabani Arının beklediği bir işarettir. Bir Arı kolonisi bitkinin başına üşüşür ve Tırtıllar arıların iğneleri arasında can verirler.
  • Arılar yumurtalarını iğneleri aracılığıyla bitkilerin saplarına ve yapraklarına bırakırlar. Bitkileri yiyen bir Tırtılın kaçınılmaz sonu Arı tarafından zehirlenmektir.
  • Katil Arılar avlarını 1.5 kilometreye kadar takip edebilirler. Yani bir arıdan kaçmak için 1.5 KM uzaklaşmak gerekir, suya atlamak ise çare etmez, çünkü bir arı avının başında 1 saate kadar bekleyebilir.
  • Akasya Ağaçları birbirleri arasında konuşabilir ve tehlikeyi komşusuna bildirebilir. Hayvanlar tarafından yenilen yapraklarının salgıladığı gaz, yakındaki ağaçlar için uyarı niteliğindedir. Tehlikeyi sezinleyen yapraklarda olağan üstü bir değişim olur ve yapraklar 30dakika içinde zehirle kaplanır. Zehirlenme riskine karşı yaprak yiyerek beslenen zürafalar çok kısa sürelerle beslenirler. İşte ben buna doğanın dengesi diyorum, aç gözlü bir Zürafa büyük bir ağacı tek başına yiyebilecekken buna engel olan düzenek çok harika kurgulanmıştır.
  • Çimlerin kesildikçe uzamasının sebebi ise tamamen savunmadır. Çimi kestiğimiz zaman uçtaki sinirler köke bir elektrik sinyali gönderirler. Bir hayvan tarafından otlanıldığını düşünen çim, daha hızlı büyümek ve daha zehirli olabilmek için çok hızlıca gelişir.
  • Evimizde sevgi ile beslenen çiçekler daha çok çiçek açar, çiçeklerle konuşun derler. Burada olan şey ne sevgi ne de ona karşı neler söylediğinizdir, asıl mesela konuşurken ağzımızdan çıkan karbondioksittir. Bitkilerin yiyeceği olan karbondioksiti daha taze ve daha yakından onlara ulaştırmamız onların daha iyi gelişmesini sağlar.

Bugünlük benden bu kadar. Çok garip şeyler öğrenmeye ve sizlerle paylaşmaya devam edeceğim efendim, takipte kalın.