Yazacaklarım
rüyalarımın printscreen’i
yazacaklarım olan
olan biten şeyler değil
daha olmamış olan
tek olgunluğu olamaması!
rüyalarımın printscreen’i
yazacaklarım olan
olan biten şeyler değil
daha olmamış olan
tek olgunluğu olamaması!
kimsin sen?
beni yok etmeye hakkın var mı?
biliyorsun
kaç defa bahsettim
“insan anlaşıldığı zaman doğar
ve doğmak ölümdür”
Ellerimdeydi kalbi.. Kalbimdeydi.. Ayrım kabul etmedi içim.
“sen-ben” kabul etmedim..
kendimi zehirlememin 1.dakikası
çakmağımın gecenin içinden çıktığı sesi
beynime çakması
Sizler sadece Tanrı’nın oku dediğini sanıyorsunuz değil mi?
Hayır,
bana yaz dedi Tanrı,
yaz…
bence de sen yaz…sen sade yaz can!
“yazmak” doğru kelime değil ama ilk akla geleni.
Bunları kimin için yazıyorsun Can?
“hiç!” doğru kelime değil ama ilk akla geleni.
Büyük bir bahçe ve ölüm için aklıma gelmiş her şey mevcut. Yalnız gözüm varacağım yöne dönmüş çoktan. Ayağımın altında patlayan, mayınlar, silahlar… Özüm gökte… Bahçede kocaman bir ağaç. Uzun bir ip. Kafa modasına göre serbest bırakılmış düğüm boşluğu, istediğini hayal et!
İpin ucuna asılı, benim aşık olduğum kızla çıkacak kadar aşağılık olan, eski bir arkadaşım. Yok, yok! Olmadı! Öğretmenlerim asılı ağaca! Vaka-i Vakvakiye’yi de öğreten onlardı! Çok hunharca!
Ay intihar ediyordu bu gece!
Denizin ardında gülümsedi bir kez yalan yüzlü sarılanlara.
Son defa…
Geçmişini unutan bir balık gibi yükseldi kafesinden aşağıya ve hızlıca karşı tarafın ışıklarıyla tepkisiz difüzyon gerçekleştirdi bilmediği fiziğinin kimyasında.
Ve hızlıca karşı tarafın ışıklarıyla çarpışmaya hazırdı…
Ve hızlıca düşüyordu!
Camları kırılmış salıncağımın, ayyuka çıkmış sabıka kaydında olmayan, mayalanmış, aya bakan, akan düşler; filmin sonunda çıkanların arasında yanıp sönen, kalemin imdat çağrıları bu allananlar, anlaşıldığında kokan dokunulmazlık raporumun akabinde kabinde soyunmuş yaşananlar bir oyunmuş ihtimaline karşın kaç arşın yol tepilmişse tepelerin telif haklarına, aklarında aklanıldığında karşına çıkan, bıkan çıbanın, çobanın kıçında olması gerekirken en gerekli engerek yılanının yıllığın sayfası bu cam. Kırılan kimsesiz bir boşluk bu, aşkın ortası güç ortalı harita metot olan, topu ortalamış ortalama insanların yürüyüşleri sahilde, sahi be; sahte olan alanların ulansız cümlelerinde ki cücelerin, ebelemecesinde alfabeyi öğrenmeye çalışan, alışılmış nokta bu artık bu yazının sonu.
Şehnaz KILCI 18:12 on 16 Ağustos 2007 Permalink
Kalemin tükenmesinden korkan eller ardından el sallanmayan ellerdi.. Oysa el olmayan vedalarda ardında bekleyen vardır senin..
Korkulmayan!
Sonsuz yaz(ı)larda beklenen!