
3 seneden beri yazmıyorum
neden bastım klavyemden 3′e
bundan sonra ne yazsam olmayacak kafiye
yumaşayacak ç harfim
c olacak
can olacak yine

3 seneden beri yazmıyorum
neden bastım klavyemden 3′e
bundan sonra ne yazsam olmayacak kafiye
yumaşayacak ç harfim
c olacak
can olacak yine
Dedim ki bir bayan olsam ve bu karamsarlıkta bir yazı yazsam, sonra da siz okusanız….
Küllenmiş anılarımla
Oda ısısına kavuşmuş yüreğim
Ellerimde
Külleri öyle bir uzadı ki
Dökmem gerek bir yere
Kimse görmesin
Saklamam gerek
Çünkü
Geçmişim yanmış
Aslında o kadar güzel günlerdi ki…
Yanık
Kime nasıl ispatlayabilirim bilemiyorum
Eskisi gibi yeşil olduğunu kim hayal edebilir
Bu kapkara ciğer röntgenlerimi
Kalp atışlarımın sesi azaldı
Yangın harıl harıl
Çığlıklarım bile boğuluyor
Anılarımda
(Devamı …)
ölüm bu kadar basit değil..
ölmek için gözlerini açman gerekmez..
nefesini tut yeter..
Bonjour Can,
Voilà un commentaire en français comme promis..
J’aimerais bien comprendre tes textes sur ton site..
Aferin!
Sonra görüsürüs.
Güzel bir gündü ölmek için… Yağmur yağıyordu… Güneş vardı… Gökkuşağı promosyondu gözlerimin gördüğünü beyinde algılama ihtişamına… Her şey çok güzeldi… Ağaçlar parlıyordu; ıslak ve güneşli… Her yer çok güzeldi… Toprak kokuyordu; ıslak ve güneşli… Her şey iyi güzeldi de ölmemiştim, ilk defa o an ölmek istemedim, tam da ölmeyi düşündüğüm anda… Çünkü sen yoktun yanımda ve inanmayacaksın ama ben mutluydum… Fiziksel olarak yanımda değildin tabi ki de ama beynimde bitenleri bilir misin? Kollarımdaydın; ıslak ve güneşli… Sigaramı çıkardım cebimden, boş bir otobüs durağının ıslak ve güneşli bankına oturdum… Sigaramı yaktın; ıslak ve güneşli… Her şey sendin o an… Her yer sendin o an… Ve ben çok mutluydum ıslaktım ve güneşimleydim… Vakit geç oldu, hava karadı; ıslak ve karanlık vakitler karşıladı beni zaman terminalinde… Gök gürledi, sesi ürküttü beni… Başımı gökyüzüne kaldırdım, şimşekleri izlemek istedim çünkü bana zevk verecekti ıslak ve ürkütücü… Sonra bir soğukluk hissettim… Yanımda değildin o an… Gitmiştin, haber vermeden… Islak ve yalnız… Kalktım… Yürümeye başladım… Kesmedi, koşmaya başladım… Göz yaşlarım durmuyordu; şansıma hava ıslak ve yalnızdı… Koştum… Gözlerimi açtım, uçurumun kenarında; ıslak ve yüksek…
Güzel bir gündü ölmek için… Ama ben o an ölmeyecektim… Çünkü yanımda yoktun… Beynimde sandım seni, güç verdi bana; ıslak ve düşünceli… Sigaramı yaktın; ıslak ve uçta… Bir nefes aldım…
Güzel bir gündü ölmek için… Ve ben o gün ölmedim…
Bu yazında birini kaybettiğini düşündüm.Acı çekmeden acı çaktirilmezmiş..
yeniden doğamadıktan sonra.. ölmemenin de bir anlamı yoktur.. öyle geçer gider zaman.. sen sadece bakarsın.. hep boş ve ıslak bir durakta olduğunu hayal edersin.. ama hiç orda olmadığın gibi, hiç ıslanmadın da aslında..
ölüm kokmaya başladı
bu gece efkarlıyım
gözlerimi ölüm pamuğu ile siliyorum
yüksek dozda mürekkep aldım
ağlıyorum
damla falı bakmayı ne zaman öğrendiniz?
hojam bu siteyi oluşturman,duygu ve düşüncelerini tüm insanlarla paylaşman gerçekten çok hoş.sana bir hayat boyu muvaffakiyet ve saadet diliyorum…
Aman Kıbrıs’ı yakmada.. :)
Paylaşım için teşekkürler.
yazılarımın yazı bitti yaz geliyor
yaz
vasiyettir nasihatım
yazılarım
tapınak yazılarım taptığım
yaptıklarım bir kömür tozu
sözü bitmiş ömür kozu
kozasından çıkmış tükenmez kalem
alem tükenmiş, küfretmiş elalem
lalem soğanında
kalem sol yanımda
kalem duvarsız
sol yanım ağrıyor
ağlıyor yazmadıklarım
taptıklarım
Sarı mıydı sonbahar? Yoksa sarı olan aramızdaki güvenlik şeridi miydi? Peki ya saçların? Güneş miydi kendince?
Gün bitiyor, güneş gidiyor… Yaz bitiyor, yazıyorum…
Yaz aşkı mıydı bu, yaz yağmurunun göz yaşlarımla sevişmesi nasıl bir ilişkiydi? Bunun analizini sarı sonbahar yapraklarının yapması hoş bir çelişkiydi…
Gün bitiyor, güneşe el salla… Yaz bitiyor, yazmak istiyorum…
Sonbahar! Bu da bir bahar… Ama son mu? İlki yeşil, sonu sarı, peki ya sonrası? Tanrı öyle bir yaratmış ki bizi, dört mevsim yaşıyoruz. Ağaçlar gibi her sonbahar ölüp, ilkbaharda dirilmiyoruz… “Son” baharı gördüğümüzde biz dirilmiyoruz…
Gün bitiyor, geceyle seviş… Yaz bitiyor, yazıyorum hala…
anlatacaklarım var dinleyin
aslında dinleyip dinlememek size kalmış
ama
anlatacaklarım var
herseyi anlatacağım
neden şişmanladım
neden öldü
herşeyi anlatacağım
Vitrinde gördüğüm bir kıyafeti, oyuncağı, önemli bir gün olmadığı zamanda bile, içimden gelip, belki de cebimde kalan son para ile senin için alıyorsam ve sen her seferinde ilk hediyemi getirmişim gibi heyecan duyuyorsan; Kahretsin güzelim, güzelliğinin farkında olmana rağmen, sana “güzelsin” dediğim her zaman şaşırıyorsan; Hayatımda yapmaktan hoşlanmadığım bir uğraşı seninle birlikte yaparken o günü unutulmaz anılarımın arasında unutmuyorsam –ki- bu unutulmazlarım senin yanındaki bütün saniyelerimse;
Aşk’ın hastalık olmadığını kim söyledi?İnce hastalıktır Aşk, yakalandığında insanın biyokimyasını değiştirir. Aşık ol(dum)unamadım.
rüyalarımın printscreen’i
yazacaklarım olan
olan biten şeyler değil
daha olmamış olan
tek olgunluğu olamaması!
Kalemin tükenmesinden korkan eller ardından el sallanmayan ellerdi.. Oysa el olmayan vedalarda ardında bekleyen vardır senin..
Korkulmayan!
Sonsuz yaz(ı)larda beklenen!
kimsin sen?
beni yok etmeye hakkın var mı?
biliyorsun
kaç defa bahsettim
“insan anlaşıldığı zaman doğar
ve doğmak ölümdür”
Ellerimdeydi kalbi.. Kalbimdeydi.. Ayrım kabul etmedi içim.
“sen-ben” kabul etmedim..
Şehnaz Paçacı 06:10 on 08 Ağustos 2009 Permalink
1 güzelmiş, 2 zor bulunurmuş, 3 gizemliymiş.. ama herkes sonsuzluğa aşık olurmuş…