Aralık, 2013 ayındaki güncellemeler Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • admin 11:37 - 09 December 2013 Permalink | Cevapla
    Etiketler: Barış Manço, Bülent Ersoy, Demet Akalın, Devlet Bahçeli, Gülşen, Justin Bieber, Lady Gaga, Müslüm Gürses, Serdar Ortaç, Sezen Aksu, Sinan Akçıl, Süleyman Demirel, taklit, taklit ne demek, Zeki Müren   

    Taklitler Yok Oldu 

    Geçen hafta kızım Ezgi yemek yerken bana “-Taklit ne demek baba?” diye sordu. O sırada ben de annesini taklit ediyordum aslında, “-Neden kız gibi konuşuyorsun?” diye sordu önce, “-Babacım, anneni taklit ediyorum.” dedim. Neden sorusundan daha zor bir soru sordu; “-Taklit ne demek baba?”

    Yapılan işin ne olduğunu biliyor aslında ama kelimeyi ilk defa duyar gibiydi, “-Annen gibi konuşuyorum.” cümlesindeki (-gibi konuşmak) cevaplaması daha kolay olacakken, taklit kelimesinin ne anlama geldiğini anlatmaya çalıştım. Üzerinden 1 hafta geçmesine rağmen halen daha verebileceğim iyi bir cevap yok.

    Bunun üzerine halen daha kafa yoruyorum, bu sebeple sizlerle de paylaşmak istedim. Aslında çok kötü durumdayız!

    taklit01

    Taklit kelimesinin ne anlama geldiğini çok da açıklamaya gerek yok aslında, gayet basit ve anlatılabilir birşey. Etimolojisine baksak bile sıkıntı yok.

    taklit02

    Asıl sıkıntı 3 yaşındaki bir çocuğa taklidini yapabileceğim bir “ikon”un olmaması! Hala düşünüyorum. Kimi taklit edebilirim ki?

    Hatırlasanıza ne kadar eğlenceli bir siyasi hayatımız vardı; plastik kuklalar, karikatürler, televizyon şovlarındaki taklitler… v.s. Bugün kim Süleyman Demirel taklidi yapamaz ki? Ya da biri yaptığında kim yanlış tahminde bulunabilir? Şimdi 3 yaşındaki çocuk İnönü’yü, Özal’ı, Ecevit’i nereden bilsin? Elde sadece Devlet Bahçeli mi var? Püskevit, 40 yapar…

    Taklidi yapılabilen insanlar ve taklit yapılmasından rahatsız olmayan insanlar olarak ikiye ayırmak zorundayız. Ve hala daha düşünüyorum, taklit yapılmasından rahatsız olmayan insan kaldı mı? Ya da taklidi yapılabilecek kadar özgün biri?

    Sanatçılara gelelim? Zeki Müren, Barış Manço? Ulan Müslüm Gürses bile öldü!

    Elde kalanlar ise şuan 3 yaşındaki çocuğa hitap etmiyorlar. Sezen Aksu’yu nereden tanısın? Müzik kanallarında şuan dönen bir klibi yok. Gülşen var, Demet Akalın var, bunları nasıl taklit edebilirim? Bülent Ersoy için “-Baba, bu kız mı erkek mi?” diye sorduğunda kanalı nasıl değiştireceğimi bilemedim. Serdar Ortaç’ı, Sinan Akçıl’ı mı taklit edeyim?

    Hala düşünüyorum, taklidini yapabileceğim bir ikon yok. Justin Bieber, Lady Gaga mı taklit edeyim? Kostümsüz, makyajsız taklit edilebilen ikonlar olmalı. Kaldı mı? Ben bulamadım. Özgün bir karakter yok lan! Ya öldüler, yaşlandılar ya da 3 yaşındaki çocuk tanımıyor (hitap etmiyor), bazılarına da benim götüm yemiyor.

    10 saniyede aklıma biri gelip de taklidini yapamadım. Yazıklar olsun bana…

     
    • Ömer 17:57 - 12 Nisan 2014 Permalink

      Yazdığın yazıyla kullandığın etiketler arasında bir bağ yok, milleti kandırarak bi s***m yapmaya çalışma lan. b*k gibi site açmışsın a*k

  • admin 16:19 - 13 August 2012 Permalink | Cevapla  

    Bir Tokat Gibi: Fırtına 

    Bizim kız tam bir deniz aşığı. Bütün hafta denize gidelim diye tutturuyor. Tabiki hafta içi mesai saatlerinin haricinde bu pek mümkün olmadığı için sadece pazarları denize gidebiliyoruz. Bu pazar günü ise uyandığı gibi “-denise, denise, tum, tuma bas, küreyk, tumda, bıcı bıcı…” kelimelerini sayıklamaya başladı. Yani denize gidip, kuma basmayı, kova ve küreği ile kumda oynamayı, sonra da denizde yüzmek istediğini belirtti :)

    Sabah o kadar muhteşem bir hava ve o kadar durgun bir deniz vardı ki, evde fazla vakit kaybetmeden hemen deniz kenarına indik. Ezgi kumla oynamaya başladığında hafiften rüzgar çıktı, hava kararmaya başladı. Ama bunlar denize girmek için sorun değildi, biraz sahilde oyalandıktan sonra denize girdik, su inanılmaz güzel, temiz ve berraktı. Ama hava bir yandan kapanmaya başlıyor, rüzgar kendini hissettirmeye devam ediyordu. Sonra bir de şimşek çaktı mı hemen denizden çıkıp eve gittik. Eğer yanımda Ezgi olmasaydı, oh birazdan yağmur yağacak ne kadar güzel yüzülür ha derdim ve o fırtınaya yakalanabilirdim… Rüzgarın etkisiyle çocuk üşümesin diye eve gittim. Evimiz 5. katta, 80 basamak çıkana kadar 3-5 şimşek sesi daha duyduk, eve girdiğimizde Ezgi hemen banyoya girdi, yıkandıktan sonra hava iyice kararmıştı ve aşırı bir yağmur başlamıştı. Denizde saçma bir şekilde deli dalgalar, su yüzeyine vuran dolu tanelerinin çıkarttığı garip şekilleri videoya almak istedim. Bu videoyu çekmekteki tek amacım denizin üzerindeki delilikti. Derken balkonlardaki tentelerin uçuşması ve rüzgarın şiddetini arttırması, birşeylerin uçması, devrilmesi, hayatımda içinde bulunduğum en şiddetli fırtınayı belgeleme fırsatı yakaladım. Olaydan 20 dakika sonra biri gelse, ortalık günlük güneşlik, heryer kuru, ama etraf savaş alanı gibi. Ne oldu deprem mi oldu? diye sorarlar. Hayır bir fırtına vurdu bizi. Ne olduğunu bilemeden, çaresizce, bir tokat gibi…

    Günlük güneşlik bir hava, 20 dakikalık bir felaket ve tekrar hayat normale dönüyor, sanki hiç birşey olmamış gibi.

    Çatılar, bacalar, balkonlardaki tenteler herşey uçtu gitti, pencereler patladı, camlar kırıldı gitti, evlere su bastı, arabaların üzerine kiremitler düştü, felaketin seyrinde sokakta 10cm’lik bir su birikintisi vardı, rüzgar durdu, güneş açtı, arkadan sokağa sanki bir dere aktı, bütün tepelerin suyu aktı geldi, su 20cm olmuştu bir ara. Allah’tan deniz kenarında oldu bu olay, ya suyun akıp gidebileceği bir yer olmasaydı? Bu kadar ani su birikmesi ciddi bir sel felaketi ile sonuçlanabilirdi, suyun akma olanağı varken bile 20cm su içinde kalmıştı heryer. Acısını yaşayan bilir, 20cm birşey mi der ama benim için ciddiydi. Aslında ciddi olan fırtına zamanıydı. Bir tokat gibi… Ne yapacağını bilemiyor insan, bir güç seni ve etrafındaki herşeyi savurup atıyor. Ayakta durmak imkansız, Allah’tan bir can kaybı olmadı, yağmur başlayınca herkes evine girdi, zaten o sırada sokakta biri olsaydı görüntülerde de göreceğiniz üzere kafasına birşey düşmemesi büyük bir şans olurdu. Allah korumuş herkesi…

    Hele o karşı taraftaki balkonun çatısı, Allah korusun birinin üzerine düşseydi… Aniden… Ne acı…

    Fırtına sırasında bizim balkon rüzgarın şiddetine ters yöndeydi, yine de evin içerisinden çekim yaptım çünkü etrafta mermi gibi uçuşan cam parçaları, kiremitler, balkonlardaki eşyalar…vs vardı. Ters yönde olmama rağmen balkonda durmak çok zordu, uçup gidebilir insan… Zararın ne boyutta büyük olduğunu farkedemiyorsun önce, görüş alanım sadece ön balkondu, diğer cephelerden çekim yapmam imkansızdı. Anca fırtına şiddeti azaldığı zaman bakabildim, zaten o zaman gördüm bir çok bacanın devrildiğini. Sonra herkes aşağıya indi, arabasına baktı, aparmanlara dolan, balkonlarına dolan suyu boşaltmaya başladılar. Depolardan eşyalar çıkartıldı… İnsanlar yakınlarını aradı ama dünyanın buradan haberi yoktu. Neredeyse sadece bizim siteye vurmuştu bu tokat. Çünkü arkamızda fabrika var ve büyük bir arazi, rüzgarın vurduğu ilk yapı biz olduk. Bizden sonra 2-3 sokaklarda sadece şiddetli bir yağmur anısı vardı. Biz ise fırtınayı yaşadık. İnanılmazdı. O gün Şehnaz mesaideydi, ben de hemen onu aradım, hiç birşeyden haberi yok, inamadı da, hele denizden çıktık ardımızdan fırtına patladı dediğimde daha da telaşlandı. Ya yetişemeseydik?…

    Twitter’dan bir twit attım. Sağolsun bir kaç arkadaş aradı sordu, “-iyi misiniz?” diye, sağol dedim, birşey yok. Ama korktuk tabi. Çaresizdik… Bir güç bizi silip atabilirdi. Yine twit’ime karşılık durumu soran arkadaşlarım oldu, DM’ler geldi, facebook’tan yorumlar geldi o an etrafı temizlemekten ve içeri dolan suları boşaltmaktan vakit bulup geri dönemedim. Sonra yorgunluktan ve belki de biraz korkudan uyudum kaldım. Cevap veremediğim arkadaşlarımdan özür dilerim. Bu video yaşadığım olayı biraz olsun anlatacaktır. Kimilerine göre basit gelebilir. Ama ben evlerin bile yıkılabileceğini düşündüm. Bundan sonra belki uzun bir süre şimşeklerden korkabilirim, bana fırtınayı hatırlatır. Bir tokat gibi…

    Fırtına dindikten sonra, herkes bir olup etrafı temizledi. Oradaki dayanışma mükemmeldi. Tek başına yaşayan yaşlı bir teyzenin evine gençler gitti, yaşlı çiftler tek tek dolaşıldı. O an evde olmayan herkes aranıldı. Komşusunu tanımayan bile tanıdı o gün, dedim ya bir tokattı. Biz o gün dayanışmayı öğrendik… Sonra denizde yüzen şezlong, şemsiye…vb plajda ne varsa alıp götürmüş, çöp kutularında evlerden atılan kırılan eşyalar, saksılar, sandalyeler, masalar kaldı anı olarak. Şimdi ise camcının, çatıcının, bacacının günü. İyi iş çıktı bizim siteden :D

    Bir Tokat Gibi: Fırtına from Can Paçacı on Vimeo.

     
    • Eray 00:54 - 14 Ağustos 2012 Permalink

      Can abi büyük geçmiş olsun. Video gerçekten anlatmış yaşanan olayları.. Tekrardan geçmiş olsun.

  • admin 19:09 - 22 February 2012 Permalink | Cevapla  

    İznim olmadan kişisel bilgilerimi paylaşanların gebermesine… 

    Neredeyse her hafta bir firma (212’li telefon numalarından) beni arıyor.

    “-Sibel Paçacı ile görüşebilir miyim?” diyorlar,
    “-Oğluyum ben buyrun.”

    İşte biz bir kitap bastık, 80 cilt, mutlaka kütüphanenizde bulunmalı, 450 lira.
    Yok hiç check-up yaptırdınız mı? %80 indirim var.
    İnternet paketi satalım.
    Avantajlı tariflerimizi dinleyin.
    Sigorta yapalım.
    …vs.

    Şeklinde arayıp duruyorlar. Bugüne kadar yasal işlemler haricinde telefon numaramı hiç bir firmaya vermedim. Marketlerin indirim kartlarından alabilmek için telefon numaramı salladım. Alışveriş zımbırtıları için telefon numaramı vermedim. Bilgileri yazdığımız o formlarda telefon numaranız kimse ile paylaşılmaz gibi bir madde yoksa asla doğru telefon numarası vermedim. Kasadaki kişiler sadece biz haber göndereceğiz diye ikna etmeye çalışsa da yemedim, vermedim. Bu konuda hassas olduğum için kendi telefon numaramdan direkt beni arayan bir pazarlamacı yok.

    Annem ise bu tür bilgi formlarında hep numarasını veriyor, sürekli zaten sms falan geliyor ona, ben ilgilenmiyorum. Daha yeni yeni olayın korkutucu durumunu anlayıp, o da telefon numarası sallamaya başladı. Onun adına ise benim telefon numaramın geçtiği iki yer var, birincisi evdeki Adsl annemin üzerine kayıtlı, işlemleri ben yaptığım için benim cep telefonu numaram kayıtlı. İkincisi ise, araba da annemin üzerine kayıtlı, Renault servise gittiğimde kendi numaramı veriyorum. Şimdi ya TTNet ya da Renault benim telefon bilgimi satıyor. Keşke tek seçenek olsaydı da daha çok küfredebilseydim. Bu iki firmadan eğer hangisi benim telefon numaramı başka firmalara sattıysa onun telefon numarası umumi tuvaletlerde ara beni boya beni diye yazsınlar inşallah.

    Bu büyük bir terbiyesizliktir, benim iznim olmadan benim kişisel bilgilerimi başkalarıyla paylaşmak ahlaksızlıktır. Allah onların bin belasını versin daha da birşey demiyorum! Beni sadece götünüzü pazarlama için arayın nokta com

     
    • Kadir 18:58 - 13 Temmuz 2012 Permalink

      Ttnet in isi bu beni teyzemin adiyla ariyorlar tivibu acountu olusturduktan sonra basladilar

  • admin 13:52 - 21 February 2012 Permalink | Cevapla  

    Bir insan bankadan nasıl soğutulur? 444 0 336 Garanti Emeklilik 

    Yaklaşık 2 haftadan beri 444 0 336 numaralı telefondan beni arıyorlar. En nihayetinde 444’lü numara olduğu için robottur, reklamdır, yine bir bok pazarlayacaklar diye açmıyorum. Açmadıkça arıyorlar, meşgule attıkça arıyorlar. Günde 3 kere, 5 kere arıyorlar. Ama artık fenalık geçirmek üzereyken bugün cevapladım.

    “-La olm sizin derdiniz ne?”

    diye açtım telefonu. Karşıdaki kişiye hiç söz hakkı vermeden mağduriyetimi anlattım.

    “-Kafayı mı yediniz? Neden beni sürekli arıyorsunuz? Ne derdiniz var? Ne pazarlamaya çalışıyorsunuz?….vs”

    Biz birşey pazarlamaya çalışmıyoruz diyerek, karşı taraf da sinirlendi doğal olarak. Sorunumun onunla alakası olmadığını, zaten sürekli olarak sadece onun aramadığını söyledim. Yoksa tek kişi bunu yapsa, zaten bir noktadan sonra utanır. Sapık mısınız ulan!?

    “-Baktık açmıyor, ne bok varsa söyleyeceğiniz siktiredin işte, ne boksa iptal edin, ne sokacaksanız sokun, yeter ki beni rahat bırakın!”

    Geçen sene bilmemne sigortası yapmışlardı bana. Zaten onu da istememiştim, şimdi hatırlamıyorum ama kartımdan para çekildikten sonra durumu farkedip 444’lü numarayı aramıştım, buradan iptal edemiyoruz şubeye gidin demişlerdi, üşenmedim şubeye gittim, iptal edilemez o dediler. İptal etmek için kaf dağının arkasındaki ejderhanın sikinden kıl getirin dediler.

    Hayır bir de kartımdaki son paraydı ve o gün cebimde 5 kuruş yoktu. Boktan bir gündü.

    Şimdi ise 1 yıl geçmiş, iptal edilecek, devam etsin mi diye onay almak için arıyorlar. Sanki geçen sene sormuşlardı, sormadan sokmuşlardı. “-Hayır!” dedim, devam etmesin. İstemiyorum!

    Hatta Garanti hesabımı da iptal edin! Garanti Bankası’na ait hiçbirşey istemiyorum!

    Neden bu kadar çok ararsınız ki anlamış değilim. Karşı kişi telefonu açmıyor diye not alınır, başka müşteriye geçilir. Sikilecek keriz mi kalmadı anlamıyorum ki!

    Ek: Daha önce 300 defa arayan kişiler kimdi bilmiyorum ama artık dayanamayıp açtığım kişi ile konuşmamda hiç bir küfür kullanmadım. Sinirli bir şekilde sadece, yazıda da sorguladığım soruları yönelttim. Çünkü o sırada konuştuğum kişinin hiç bir suçu yoktu. Yine de buradan Kübra Hanım’dan özür dilerim. Onun hiç bir suçu olmamasına rağmen, benim sözlerimi işitmek zorunda kaldı. Kutsal bir iş yapıyorlar takdir ediyorum. Buradaki sözlerimi, Kübra Hanım’a açmasa da ara, ulaşana kadar ara, gerekirse FBI’a söyle bulsunlar diye direten süpervizörüne gelsin. Garanti Emeklilik için çalışan call center’ın yönetmenlerine gelsin. Onlara bu direktifleri veren Garanti Bankası yetkililerine gelsin. Ulan insan olan bir kere arar, olmadı ertesi gün bir daha arar. Hadi 3 olsun! 300 ne lan yuh amk!

     
    • Mehmet 12:29 - 21 Aralık 2012 Permalink

      Aynını %100 yaşadım ve şu sıralar hala arıyorlar.

    • otuz 10:39 - 28 Mart 2013 Permalink

      ”İptal etmek için kaf dağının arkasındaki ejderhanın sikinden kıl getirin dediler.” hocam çok yaşa,günüm güzel başladı.

    • romeo 11:38 - 02 Ekim 2013 Permalink

      benıde arıyolar cvplamıyorm mk garantısının kart borcum var bıtırıyım kokten ıptal edicem :D

    • garanti yontar sizi. 23:51 - 04 Aralık 2013 Permalink

      hay ben bu bankanın ya. parolamı vs hiç değiştirmedim değiştirmişsin diyorlar aradım az önce bankaya gidecekmişim gidicem tabi hesabı iptal etmek için. aq bankasındaki hebamıma havale yapıcaktı arkadaş. şu yazı çıkıyormuş vhavale yapmak istediğiniz iban nolu hesap şurya devrolmuştur. dolayısıyla para buraya aktarılacaktır. yazıyormuş okey diyormuş adam ama para gitmiyormuş (evet dengesiz garanti bir hesabımı ataşehirden maltepeye taşıyamadı gitti aq. sonra ben bu gavatlara) bukadar adi bir banaka olurmu arkadaş ya. o sigorta hesaplarınıda herkeze yaptıkları için bizim şirketi kaybetmişlerdi zamanında dha beterde olsa akbank kapmıştı hepsi şerefsiz mk.

    • hamdi 10:21 - 21 Ocak 2014 Permalink

      cebime gelen ”sigortanızın yenilenmesi gerekiyor” mesajından sonra full sigorta yapıp kendimi öldüresim var.Sırf para kaybetsinler hayatımı veririm o kadar nefret ediyorum.Şeylerini şeyettiğimin şeyimin şeyleri.Cehennemde görüşürüz a.q.

  • admin 14:32 - 13 February 2012 Permalink | Cevapla
    Etiketler: , dava, sansür, yargılanma   

    Sansürden öte bir durum: Yargılanma! 

    Yandaş medya kelimeleri ile hükümet kelimesini yanyana getirmek bir suç değil, bir düşünce özgürlüğüdür. Herkesin her düşüncesini özgürce ifade edemeyeceğini biliyorum ama yine de o kadar saçma davalar açılıyor ki, sadece gülüp geçemiyoruz. Sansür bize vurduğu zaman hükümetin 3-5 kişi olarak nitelendirdiği yüzbinlerce kişi meydanlara dökülebiliyor. Ama bir dava söz konusu ise herkes susuyor. Aman bizi de içeri alırlar mı?!

    Yaklaşık 3 yıl önce internet üzerinden takip ettiğim bir blog yazarına, kendisi de Bursa’da olduğu için ulaşıp, tanışmak istedim ve her ay düzenli olarak buluştuğumuz toplantılarımızdan birine çağırmıştım. Evet kendisine hayrandım, çünkü çok iyi şeyler yazıyor, yazmakla kalmıyor çok da iyi şeyler çiziyordu. Bunu üreten beyin normal bir insanda bulunmazdı ve böyle bir zeka ile mutlaka tanışmalıydım. Tanıştıktan sonra kendisine daha çok hayran oldum ve hatta ona iş teklifinde bile bulunmuştum. Şartlarımız ortak olduğu sürece beraber çalışmıştık ve onun sayesinde çok da güzel işler ortaya çıkmıştı. Fakat ailesi biz seni 4 yıl boşuna mı okuttuk, neden okuduğun bölümle ilgili bir işte çalışmıyorsun, internet de neymiş, yazıp çizince koca bulamazsın diye dayatınca bizden ayrılmak zorunda kalmıştı. Sonra bir plazanın içinde, herkes gibi, normal bir insan olmak konusunda hayat tokatlarını atıyordu birbir. Bu ülkede farklı olmak sorundu… Ki kendisi herkes gibi yaşamaya zorlanırken blogunu hiç bırakmamıştı, hala daha yazıyordu.

    Derken, bir gün telefon geldi, bana dava açtılar ne yapmam lazım. Sesi üzüntülü, kendisi harap, hapse girme korkusuyla yüzyüze gelmişti. Ne yazdın ki diye bile sormadım, birşey olmaz sen sadece dediklerimi yap dedim.

    Ne yazdın ki diye soramazdım, çünkü ne yazabilirdi ki?! Bu ülkede düşünce özgürlüğü var arkadaşım!

    Kendisi, heryerde bulunan ve hep güldüğümüz bir komik isimler listesi oluşturmuştu. Hani vardır ya adı ve soyadı mağdurları. Bu isimler yıllardan beri her türlü mecrada konu edilebiliyordu. Bu blog yazarı arkadaşımız ise kendi hayatındaki komik isimleri listelemişti. Sonra bu mağdurlardan birisi dava açıyor. Sen benimle dalga geçemezsin! İyi de seninle dalga geçen yok arkadaşım, senin fotoğrafını mı kullandık, adresini, telefon numaranı mı verdik? Dünya üzerinde o isme sahip olan tek sen misin? Ha, evet ise ve gerçekten mağdursan git ailene dava aç! Asıl manyak olan onlar! Asıl seninle dalga geçen onlar! Öye bir soyisme, öyle bir isim koyarsanız kusura bakmayın ama komik olur.

    Ve ne yazıkki bunu benim yazmam, böyle komik isimlere örnek vermem de yasak!

    Bu kişi bir gün arama motorunda kendi adını soyadını arıyor, bu blogu buluyor, aman Allah’ım benimle dalga geçmişler diye hemen dava açıyor. Belki de bu kadar komik bir isme sahip olan bir kişi sadece bu yolla para kazanabilir!

    Sevgili devletimin memurları ise bu blogu araştırmaya başlıyorlar. Blogspot üzerinden yayın yaptıkları için yazara ulaşmaları imkansız. (Ve bu yüzden her seferinde yazara ulaşamadıkları için blogspot gibi servisleri toptan sansürlediler.) Sonra nasıl akıl ediyorlar bilinmez, bu blogun facebook sayfasını buluyorlar. Boşuna CSI dizilerini izlememişler, araştırma yöntemlerine hayran kalıyorum. Facebook sayfasının kurucusu oladuğunu gördükleri kişiyi, aha blog sahibi budur diyerek araştırıyorlar sistemlerinden ve hemen bir telefon açıp, emniyete gelmesi gerektiğini söylüyorlar.

    Kızlarını yıllarca okutmuş aile bunu duyunca deliye dönüyor. Biz sana yazma dedik! Biz sana çizme dedik! Bu ülkede memur olacaksın! Rahat edersin….

    Arkadaşım emniyete gidiyor, bu kısma kadar kendisi de neden çağırdıkları hakkında bir bilgi sahibi değil. Sadece internetle alakalı olduğunu biliyor, başka da bilgi vermemişler. Emniyette söylüyorlar, şu isim size dava açmış. O kim ki? Var mı böyle bir insan gerçekte? Biz şaka sanıyorduk!?

    Memur bile gülüyor aslında ama görevini yapıp savunmasını alıyor…vs. Sonra o yazıyı kaldırmasını istiyor karşı taraf, ve işte biraz para, biraz hapis cezası gibi süsler de iletiyorlar yanında. Sonra arkadaşım avukat avukat geziyor. Bilmemne kanununun, bilmemne maddesince dava açılmış, kesin hapis! Evet hepsi böyle söylüyor, bir kişi bile kıza bak tamam hapis ama bu senin ilk suçun, komik bir ceza öder kurtulursun gibi şeyler söylemiyor. Hani onu bırakın zaten yaptığı şey suç değil! Kanun milattan önce yazılmış, dava ona göre açılmış. İlla o maddeden yargılanmak zorunda da değil! Yazıyı kaldırır, baskı hatası der, özrünü diler olur biter. Anlaşılabilir yani bir derecede! Yok ama avukatlar konu ne, suç ne daha anlamadan dinlemeden, o kanunun o maddesinden çok korkmuşlar. Haliyle arkadaşım da epey korkuyor. Ben şöyle savunma ver, şunu de bunu de, birşey olmaz dememe rağmen, avukat olmadığım için beni sallamıyor ve kendince bir savunma veriyor. Olaylar büyüyor, işe çok farklı boyutlara geliyor. Kamu davasına dönüyor…vs

    Aile baskısı biryerde üzerine bir de dava eklenince, kişi sistemin yarattığı koyun olma modunda hızlıca ilerliyor. Blogunu kapatıyor, facebook, friendfeed…vs hesaplarını kapatıyor. Maazallah! Ot yazsam, bok anlarlar diye artık hiç yazmıyor.

    İnternet bir blog daha kaybetti!

    Gelelim ikinci konumuza 6 yıldan beri blog yazan ve sürekli takip ettiğin başka bir arkadaşıma ise başbakan dava açıyor. Hem de kendi kullandığı cümlenin aynısını blogunda kullandığı için! Kendisi miting alanlarında gürlerken, diğer partilere bu lafı söylerken, blog yazarı arkadaşımız bunu söylediğinde suç oluyor. Üstelik kendisi kendi alan adı üzerinden, kendi isim soyismiyle yayın yapan birisi. Hemen davadan haberi oluyor, 2 yıl hapis isteniyor, başbakanımızın imzası olan bir duruşmaya katılması isteniyor. Neden? Yazdıklarından dolayı!

    Bu ülkede yazdıklarından dolayı hapse girmiş çok insan var. Hatta öldürülenler var. Sistem koyun üretmek istiyor. Aradan sivrilenlerin önünü kesmeye çalışıyor. Kendilerine uymayan fikirleri yayanları içeri atıyorlar. Sadece kendi fikirleriyle dolu gazeteler, televizyonlar, dergiler, radyolar üretiyorlar. Yani satın alıyorlar. Şimdi de internetleri satın almaya çalışıyorlar. Artık medya onlara karşı birşey yazamıyor, önünü yıllar önce kestiler. Şimdi de sosyal medyayı bir tehdit olarak görüyorlar. Blogları sansürlüyorlar, blog yazarlarını hapse atmaya çalışıyorlar. Hatta twitter’da yazanlara bile dava açıyorlar. Sonra ne oluyor…

    6 yıldan beri muhteşem içerikler yazan arkadaşım, artık blogunda siyasetin “s” harfini bile kullanmıyor.

    İnternet bir blog daha kaybetti!

    Şimdi ben bile bu yazıyı yazarken, ulan bana da dava açarlar mı diyerek, kaç cümlemi düzenleyerek yazdım. Ve evet başta gürleyen ben, ben de koyun oldum. Baş kaldıramıyorum, tehdit ediyorlar. 140 karakterimden bile korkuyorlar.

    (Devamı …)

     
    • CraL 15:54 - 13 Şubat 2012 Permalink

      Yapacak birşey yok.

    • itir 05:37 - 14 Şubat 2012 Permalink

      yapacak bir seyler var. mesela adil yargilanma hakkimizi talep etmek gibi. bu talep de bos kalacak biliyorum. ama sessiz kaldigimiz zaman sadece kendi dunyamizi karartmiyoruz, cocuklarimizin da dunyasi kararacak. devlet politikalari yuzunden orta yasli kadin programi sunucusu goygoyculuguyla yasamak istemiyorum. kimse de istemez sanirim.

  • admin 06:12 - 10 February 2012 Permalink | Cevapla
    Etiketler: , sosyal ağlar, sosyal imleme siteleri, sosyal paylaşım siteleri, , web 3.0   

    Web 3.0 için neler yaptın? 

    Evrim 1.0 – Üretim

    Web 2.0 keşfiyle beraber herşeyin temeli üretime dayanıyor, tüketimi çok sonra akıl ediyoruz. İnsanlar birşeyler üretiyorlar ama bunları kimse tüketemiyor. Kısıtlı mecralar ve zekası olmayan arama motorları derken bu üretilen içerikler kaybolmaya başlıyor. Aslında biryere kaybolduğu yok ama biz erişemiyoruz. Bu sebeple üreticiler ve tüketiciler, bugün sosyal medya dediğimiz şeyin temelini atarak, listeleme mantığını geliştirmeye başlıyor. Üretilen içerikler konusuna göre listelenmiş web sayfalarında karşımıza çıkıyor. Ve tüketiciler bu listeleri takip ederek bilgilere artık erişebiliyor.

    Evrim 2.0 – Listeleme Siteleri

    Listeleme evrimi bir yere kadar iyi giderken, herkes listelemeye ağırlık verdiği için üretim azalıyor. Birden bütün listeleme siteleri ve bütün içerikler aynı hale geliyor. Çöküş başlıyor…

    Evrim 2.5 – Üretim

    Listeleme işine ağırlık verenler hayatta kalabilmek için, benzer içeriklerden sıyrılmak, eski günlerindeki ayrıştırılmış bilgiyi tekrar sunabilmek için üretime destek vermeye başlıyorlar. Fakat artık ortada içerik alacakları üretici kalmadığı için bu üreticileri kendi sistemlerinde özgün içerik üretmeleri için teşvik ediyorlar. Ve yeni bir düzen daha doğuyor.

    Evrim 3.0 – Komünite Siteler

    İçerik üreticileri yeni yazılarını tekrar insanlarla paylaşmak için komünite sitelerine içerik üretmeye başlıyorlar. Birbirinden farklı, birbirinden güzel sitelerde, özgün içerikler paylaşılmaya başlanıyor. Bu sefer aynı içeriğe boğulma gibi bir korkuları olmadan daha uzun süre hayatta kalabiliyorlar. Ta ki bir gün, birisi “-Kral Çıplak!” diyene kadar. Komünite siteler altın çağını yaşarken, daha çok para kazanırken, üreticiler de bu kazançtan pay alabilmek için baş kaldırıyorlar. Kazançlarını paylaşan siteler ilkey düzeyde de olsa halen daha hayatta kalmayı başarırken, paylaşmayanlar bir bir yok olmaya başlıyorlar.

    Mecra sayısı azalmaya başlayınca yine üretim fazlası içerikler interneti çöplüğe çevirmeye başlıyor. Üreticilerin de rekabeti artıkca, ürettikleri içeriklerin değeri azalıyor, okunma sayısı azalıyor… Yeni mecralar arayışına giren üreticiler, hep biz ürettik onlar kazandı diyerek artık kendi ürettikleri içeriklerden kendileri kazanmak istiyor.

    Evrim 3.5 – Üretim

    2. ve 3. evrim süreçlerinde para kazananlar 4. evrim için kafa patlatmaya başlıyorlar. 2 defa üreticilerini kaybettikleri için artık daha sağlıklı temeller atmak istiyorlar. Üreticilerle gelirlerini paylaşmadıkları için pişman olanlar, üreticiler için kendi mecralarının sahipleri olabilecekleri alt yapıyı kurmaya başlıyorlar. Dolaylı yoldan yine onlar kazansa da, üreticiler bir nevi kendi mecralarına sahip oldukları için tekrar üretime başlıyorlar.

    Evrim 4.0 – Bloglar

    Artık insanlar kendi içeriklerini, kendilerine ait oldukları sandıkları mecralarda üretmeye başladılar. Herşey yine rayında giderken yine üretim fazlalığı yaşandı ve yine doğru bilgiye ulaşmak zorlaştı. Bu dönemde ufaktan da olsa yine listeleme ve komünite sistemleri oluşmaya başladı. Daha önceden de tutmayan bu servisler, ne kadar geçmişte yaptıkları hataları tekrarlamadan oluşsa da, tutmadı. Üretim fazla, bilgiye erişmek insan sayısı fazla. Yine ortalık çöplük derken 5. evrim için neler yapılabilir diye düşünülmeye başlandı.

    Evrim 4.5 – Sosyal İmleme Siteleri

    Bilgiye ulaşmak isteyen insanlar ile içerik üreticilerini bir araya getirmek için yeni bir kılıf aranırken, bir kişi (listeleme) ya da bir topluluk (komünite) tarafından değil de, bir üretici ya da bilgiye ulaşmak isteyen kişi tarafından oluşturulmuş içerikler toplanmaya başlandı. A kişisinin zevkine güveniyorsanız, onun imlediği içerikler sizin için iyi olabilirdi ya da en çok imlenmiş içerik sizin aradığınız şey olabilirdi. Öyle de oldu, insanlar artık arama motorlarının yapaylığından, doğru bilgiye ulaşamamaktan yakınırken, imleme sitelerinden biraz daha doğru içeriğe ulaşabiliyordu. Fakat bunun da bir sonu vardı… Ve evet, artık iyi kötü bütün içerikler imlenmişti, yine bütün imleme siteleri, yine takip edilen bütün kişiler aynı içerikleri paylaşıyordu, üretim azalmıştı.

    Evrim 5.0 – Sosyal Ağlar

    Benzer içerikler arasında boğuşan, doğru bilgiye ulaşmak isteyen kişiler için yeni bir mecra doğmuştu. Artık bildiğiniz kişinin paylaşımlarına değil, %100 zevkine uyduğunuz kişilerin paylaşımlarını görebiliyordunuz. A filmini sevip, B kitabını okumuş, C müziğinden hoşlanan birisinin paylaşımları sizin için daha doğru gelmeye başladı. Ama ne yazıkki sadece diğer 4 evrim süresinde üretilmiş içerikler paylaşılmaya başlandı. Yine unutulan birşey vardı, bu evrim geçişinde üretim süreci yaşanmamıştı. Üretim azdı, daha da azalmaya başladı. İçerik üretenler bile, paylaşım üretmeye bağlamışlardı. Kaliteli paylaşımın kazandığı bir döneme girmiştik. (Not: Sosyal Medya uzmanlarının (?) doğduğu evre tam da burasıdır.)

    Evrim 5.5 – Sosyal Paylaşım Siteleri

    İçerik üretimine teşvik gelmemesi internet evreni için maalesef ki çok üzücü bir durumdu. Listeleme sitesi kalmamıştı ama halen daha hayatta kalmaya çalışan, can çekişen komünite siteleri vardı. Sosyal imleme siteleri bunlar gibi yok olmak istemiyordu, hem de artık önlerinde büyük bir dev olarak sosyal ağ siteleri vardı. Artık devir imleme 2.0 olarak nitelendirilen, paylaşılan kaliteli içeriğin bir kez daha paylaşılmasıydı. Bunun ilk versiyondan tek farkı, içerikler artık süzülmüş ve geriye gerçekten daha kaliteli bilginin kalmış olmasıydı. 5. evrim sürecinde bilgi hızlıca tüketildiği için ve üretim artık 140 karaktere kadar düşmüşken, içerik çok değerli bir hale gelmişti. Çünkü nesli tükeniyordu.

    İlk süreçten beri içerik üretenden tutun da, bu içerikleri bizlere listeleyen, imleyen; sosyal ağlarda beğenen, paylaşan kişilere kadar herkesin tek derdi artık üretimin bitme noktasına vardığı yerde son bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldu ve bilgiler hızlıca tüketilirken, ya gerçekten tükenirse korkusuyla aynı bokun laciverdi konumunda evrim 5.5’u yarattık.

    Gittiğiniz yerin, yediğiniz yemeğin bile kaydını tuttuğumuz bu evrende tek korkumuz artık mevcut kısıtlı bilgiyi de kaybetmemekti. Artık ürettiğimiz ya da üretileni paylaştığımız, artık bize ait olan o bilgiyi tekrar depolamaya başladık.

    Artık son evrim bilgiyi tekrar düzenlemekten başka birşey değildi. Bundan 10 yıl önce yazdığınız / paylaştığınız içerikten tutun da, 1 saniye öncesine kadar internet evrenindeki bütün hamleleri dizmeye başladık. Zaman tünelinin resmini çiziyoruz ama halen daha yok olduğumuzun farkında değiliz. Hayatta var olan (buna yaşam da dahil) bütün istatistiki bilgiler son ivmeden sonra aşağıya düşmeye mahkumdur. Ve evrim 5.0 sayesinde şu anda onu yaşıyoruz. Evrim 5.0 üretimi öldürdüğü için son evreydi ve bizim sonumuz oldu. 5.5 ile 4.5 arasında hiçbir fark olmadığı için de garip bir kısır döngü içerisinde gerileme dönemine girmiş bulunmaktayız.

    Son dönem bütün yatırımlar şuan altın çağını yaşayan evrim 5.0’a yapılıyor. Bunda da kazanan kazanacak ama bunca evrim süresince hep olan mutlak son onların da defterini dürecek. Hatta üretimi öldürdükleri için sonları daha ağır olacak! Şuan 5.5 için kurşun atanlar boşuna cephane harcıyorlar. Zaten 4.5 evriminin aynısı oldukları için sadece geri dönüş süresini biraz daha geçiştiriyorlar.

    Aslında internet tarihinin en büyük çift yönlü kazancı evrim 4’a geri düştüğümüz noktada yeni evrim 5.0’ı yaratabilirsek kazanacağız. Tabii ki bu sefer evrim 4.5 üretim olmak zorunda!

    Evrim 5.0 içeriksizlikten dolayı yok olduğu noktada; herkes bloglarına yazmaya geri dönecek ve üretim artacak. Evrim 5 ve 5.5 için artık boşuna uğraşmaya, geliştirmeye gerek yok, 6.0 olamayacağına göre, 4.0’a geri döndüğümüz noktada, yeni 4.5 için şimdiden iyi konumlanmak gerekiyor. Ve yeni evrim 5.0 hiç şüphesiz ki web 3.0 olarak adlandırılacak.

    (Devamı …)

     
    • Ahmet Emin YÜCE 15:55 - 11 Şubat 2012 Permalink

      Bu konu hakkında aklımda yer alan soru işaretlerini aydınlatan böyle güzel bir yazı daha görmedim. İnterneti takip ederek yeni projeler oluşturmak isteyen kişilere çok farklı bir bakış açısı sunmuş. Ellerinize sağlık.

  • admin 14:48 - 05 January 2012 Permalink | Cevapla
    Etiketler: quup, quup davetiye, quup.com   

    Türkiye’nin Sosyal Ağı 

    Sosyal Medya tanımı Türkiye’de henüz yapılmamışken, halen daha her sitede birlikte olduğumuz arkadaşlarım da bilirler ki biz bir şekilde sosyaldik ve kendi medyamızı yaratıyorduk. Facebook ve Twitter devleştikçe Sosyal Medya tanımı da herkesin en azından duyduğu bir isim halini aldı. Geri dönüp baktığımda ise sosyal hayatımı oluşturan arkadaşlarımın büyük bir çoğunluğunu şu an “ilkel” ve “enkaz” halindeki sitelerden edindim. Bu son “enkaz” ise friendfeed idi.

    Friendfeed; Facebook’a satıldıktan sonra geliştirilmesi sonlandırılan ve giderek kan kaybetmeye başlayan, şuan ilkel diyemeyeceğim çünkü halen daha iyi bir kaç özelliğini başka bir serviste görmediğim için vazgeçemediğim bir siteydi. Ama gelişimi durdurulduğu ve 3. parti uygulama geliştirenlerin de elini ayağını kestiği için enkaz halini alması benim gibi vazgeçemeyenleri elbetteki çok üzmüştü.

    Bu konu hakkında bir çok feed girildi (12), neler yapabiliriz (3), bu ortamı bir daha nerede bulabiliriz (4), bu kadar insanı tekrar nerede bir arada görebiliriz gibi binlerce soru dönüyordu ortaya. (Ek: friendfeed’in arama parametrelerinde 20 sayfadan daha fazla geri gidemediğim için aslında çok daha önemli konu başlıklarını bulamadım. Bu konu hakkında aklıma gelen feed’leri linkledim, denk geldikçe daha fazla eklemek isterim. Sizler de yorum olarak bu tür konu ve tartışmaları yorum olarak eklerseniz çok daha iyi bir kaynak çıkartmış oluruz.) Bu tartışmaların arasında ortak sonuç hep “-Neden kendimiz yapmıyoruz?” sorusu ile bitiyordu.

    Yabancı sitelere bakıp, “-Gavur yapmış abi!” dedikçe ardından hep neden Türklerden hala özgün bir iş çıkmadı, neden hala klon siteler üretiyoruz diye de ayrı tartışma konuları da hala güncelken, friendfeed’in çöküşü ile neden kendimiz yapmıyoruz soruları birleşti. Çok farklı bir servis yaratacak “para”nın bizlerde olmadığını biliyorduk belki bu yüzden hep klon siteler yapıyorduk. Çünkü bilinçsiz insanlarla, melek yüzlü şeytan yatırımcılarla, fabrika tarzı ajanslarda komik paralara çalışan adamlar zamanlarını “yeni” bir şey yaratmak için ayıramıyorlardı ne yazıkki. Belki para harcamadan da yapılabilecek siteler varken, faturaların ardarda gelmesi bu kişileri saçma sapan adamlarla çalışmaya sürükledi. Onların saçma sapan işleri vakti, heyecanı, azmi… her şeyi öldürdü.

    Neden biz yapamıyoruz diye konular açıldı, tartışıldı, bir kaç girişim de oldu ama yarıda kaldı. Logosu yapıldı, devamı gelmedi; arayüzü çizildi, devamı gelmedi; sistemi bitirenler bile oldu kopya dediler, olmaz dediler, tutmaz dediler, o’su kötü, bu’su kötü dediler şevki körelttiler. Evet parmak basmamız gereken önemli bir nokta ise yabancı siteleri paşa paşa kullanırken, Türk geliştiricilere bel altından vuruldu. Hatta ana avrat düz gidildi…

    Kaç ekip bir araya geldi, kaç defa toplantılar düzenlendi, çoğu başlamadan, çoğu ise yarıda bitti. Çünkü tasarımı yapan adam, aptal bir müşterisinin işi için sabahladı ve hastalandı, kodu yazan adam bir önceki işinden parasını alamadığı için faturasını ödeyemedi, interneti kesildi…

    Bunları bir araya getiren kişi kodu yazacak, tasarımı yapacak adam bulamadığı için bir fabrikada vardiyalı işe başladı.

    Evet sorunlar çok, vakit ve nakit de çok yok. Bir çok girişime bunun gibi nedenlerden ya da binlerce sorundan ötürü devam edilemedi.

    Bu ve bunun gibi sorunlar devam ede dursun bir gün quup diye bir site duymaya başladım. Açıkçası ben bu vakte kadar açıp bakmadım, sadece sosyal medyada paylaşılanlar kadar biliyordum. İlk satırda bahsettiğim arkadaşlarımdan bazıları neden artık friendfeed’te yazmıyorsun dediğimde, ben artık quup.com kullanıyorum demeye başlamışlardı ama benim yine de ilgimi çekmemişti. Çünkü nereden baksan aslında o da bir klon’du. Ve geliştirilemeyip o da çöplükteki yerini bulacaktı.

    Günler geçtikçe daha çok duydum, daha çok insanın kullandığını farkettim. Demek ki yanılıyordum, demek ki bu sefer başarmışlardı, hala daha quup için emek harcayan insanlar vardı, onu geçtim friendfeed, twitter yerine artık sadece quup kullanan insanlar türemeye başlamıştı. Evet bu başardıklarının işaretiydi ve ben de artık dayanamayıp üye olmak istedim.

    Üye olduğumda çok güzel özelliklerle karşılaştım, friendfeed’in bütün özellikleri vardı ve üzerine eklenmiş, keşke friendfeed’in geliştirilmesi durdurulmasaydı da şu özellikler de eklenseydi dediğim bir çok özellik quup ‘ta eklenmişti, eklenmeye devam eden bir çok özellik de vardı. Artık bu satırlardan sonra bize onları tebrik etmek düşüyor, gerçekten quup.com ‘da emeği geçen herkesi tebrik ederim. İyi bir iş çıkartmışlar ve şahsım adına diyebilirim ki Türkiye’nin Sosyal Ağı sonunda oldu!

    Neresinden bakarsanız bakın o bir klon dememe rağmen, şuan kullandığımız sosyal ağlardan en iyi özelliklerin alınıp üzerine çok daha yeni fikirlerin de eklenmesi takdir edilesi bir durumdur. Kullanıcıların isteklerine cevap vermek büyüklüktür, gelecektir, vizyondur.

    Bu başarıyı uzun zamandan beri yazı yazmadığım blogumda tanıtmak istedim, böylelikle bir çok konuyu da irdelemiş olduk. Ve Türkiye’nin Sosyal Ağı için ufak da olsa bir tanıtım yazısı ile ben de destek oldum. Lütfen siz de bloglarınızda paylaşın. Daha çok insan duysun, daha çok kişi kullansın. Umarım daha iyi olur, umarım başladıkları gibi iyi giderler demiyorum. Artık ümit edilecek seviyeyi geçmişler çünkü bundan sonra iş biz kullanıcılara kalıyor.

    quup.com ‘da beni takip etmek için: Can PAÇACI

    quup.com ‘a şuan alpha modunda olduğu için sadece davetiye ile üye olunabiliyor. Davetiye isteyenler bu yazının altında yorum bırakabilirler.

     

     

     
    • Serkan Cura 14:24 - 07 Ocak 2012 Permalink

      abi ben hemen alabilirim bak :)

    • admin 15:50 - 07 Ocak 2012 Permalink

      Gönderdim Serkan, keyifli quuplar ;)

  • admin 19:17 - 12 August 2011 Permalink | Cevapla
    Etiketler: empires allies, empires allies hileleri, empires allies hilesi, zynga   

    Empires & Allies Hilesi 

    Facebook oyunlarından çok hoşlanan biri değilim ama arada sırada bazı oyunlara da takılmıyor değilim. Son zamanlarda zynga‘nın yeni oyunu Empires & Allies oyununu oynamaktayım. Ve şans eseri bir hile yakaladım gibi birşey.

    (Devamı …)

     
    • eyeye 13:26 - 21 Ağustos 2011 Permalink

      bende biliyom buunu

    • deniz 14:27 - 22 Eylül 2011 Permalink

      Bu en basiti bunu zaten anladım ama hastane gemisi ve m-163 vulcan tankının yeteneklerinin nasıl kullanıldığını bilen varsa yazsın bana lütfen

    • Çiğdem 23:53 - 18 Ekim 2011 Permalink

      Günlük 5 olan hakkımı bütün komşularımdan topladım :( yarın deneyip hala geçerli mi dediklerin göreceğiz :) -ki inş geçerlidir :)

    • kop 13:27 - 26 Ekim 2011 Permalink

      bunu bizde bilioz

    • ömer 12:12 - 31 Aralık 2011 Permalink

      bizde biliyoz

    • semih 21:20 - 01 Ocak 2012 Permalink

      hile yaptım ama olmadı hepsi yalan

    • berkant 20:09 - 13 Ocak 2012 Permalink

      dandik siteler buna yarım saat ayıran enayi

    • naci 06:38 - 12 Mayıs 2012 Permalink

      eeeeeeee ben bunu biliyom

  • admin 15:32 - 16 May 2011 Permalink | Cevapla
    Etiketler: , wordpress dersleri   

    WordPress Dersleri 

    Uzun zamandan beri aklımda WordPress hakkında öğrendiklerimi paylaşmak ve bu alanda en iyi Türkçe içeriği sunmak için vakit aradığım bir projem vardı. Lakin wordpress kelimesinin domain olarak kullanılmasının yasak olduğunu öğrendikten sonra aldığım o güzelim domainin de çöpe gitmesi bir oldu. Tekrar bir domain arayışında olmak bu süreci epey uzattı. Bir diğer yandan ise her alanda bir çok domain ile boğuşmaktayım ve bu başlarda iyi gibi gözükse de uzun vadeli düşünüldüğünde çok zor bir iş olduğunu anladım. Yani o kadar çok domain olunca ister istemez unuttuklarınız, ihmal ettikleriniz de oluyor. Ya da bazı popüler konuları hangi siteye ekleyeceğinize karar verememek de aslında işin en çıldırtıcı hali. Emek verdiğiniz domainlerin de satış konusunda siteye duyduğunuz hassasiyet sonucu alıcı ile anlaşamamanız, elimde proje için bekleyen diğer domainlerin de aslında çöp olduğunu hatırlattı bana. Aslında çöp denilemez, sonuçta kullandığım bir domaini dediğim gibi satamıyorum. Kullanmadığımı da proje için beklettiğimden dolayı satamıyorum. E projeyi gerçekleştirecek vaktim kalmadığında da olay başka bir boyuta varıyor. O yüzden hem domain alımı konusunda biraz tasarrufa gitmek (senesi gelince kendini hissettiriyor) hem de ben nasıl ki bir domain alınmış ama hiç kullanılmıyor ve satışa açık değilse küfrediyorsam, kendimin de küfür yememesi için domain rejimine başlıyorum. Başlığımız ile alakalı olmayan bu giriş yazısından sonra konuyu toparlamanın vakit geldi artık. Sonuç olarak ben yeni bir domain aldım ve uzun bir süre sadece bu domain üzerinden subdomain’ler oluşturarak bir çok proje kurgulayabileceğim. Herkes için iyi gelmeyebilir ama benim çok hoşuma gitti…

    İlk olarak WordPress Dersleri üzerine açılışı gerçekleştirdim.

    wordpress.dersler.im

    Bu adresten WordPress hakkında birçok bilgiye sahip olabilirsiniz. Tabii ki de WordPress nasıl kurulur, nasıl kullanılır, işte şöyle bir tema çıktı, böyle bir eklenti var tarzında değil de eklenti kullanmadan eklentilerin yaptığı herşeyi functions.php dosyasından nasıl oluşturabileceğinizi anlatan bir blog olacak. Oldu da aslında büyük bir hızla kodları yayımlamaya başladım.

    Bir sonraki seviyede ise sorularınızı sorabileceğiniz bir bölüm oluşturup, el birliği ile sorunlarınıza çözüm üretmeyi planlıyoruz. Ve tekrar ediyorum, şu eklentiyi kurdum çalışmadı, şu temayı nereden bulurum diye sorularla bize gelmeyin, onun için onlarca site var. Biz sadece size kodları aktaracağız, uygulaması size kalmış.

    Bu hamle ile de artık can.pacaci.org’taki wordpress yazılarına da elveda diyoruz. Aslında kişisel sitem birçok merak saldığım konunun deneme tahtası oldu bugüne kadar. Şimdi de wordpress dersleri yuvadan uçup gidiyor. Yine buraya yazacak birşey kalmadı ;)

     
    • Ferdi 20:05 - 05 Ocak 2012 Permalink

      Hocam,xhtml temayı wp’ye uyarlamayıda anlatırsan çok mükemmel olur.

  • admin 13:02 - 05 May 2011 Permalink | Cevapla
    Etiketler: Android Wordpress eklentisi, iPhone Wordpress eklentisi, mobil tarayıcı algılama, ücretsiz mobil tema, , wordpress mobil, wordpress mobil eklenti, wordpress mobil tema, wordpress mobil tema nasıl yapılır, wordpress mobile   

    WordPress Mobil Tema ve Eklentileri 

    Akıllı cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla birlikte sitelerimize gelen ziyaretçilerin artık belli bir kısmı mobil tarayıcılar ile ulaşmakta. Özellikle bazı telefon markalarının kendi tarayıcılarında aslında bir çok emek harcadığınız sitemiz maalesef çok kötü gözükmekte. Gelişmiş mobil tarayıcılarda çok sorun yaşanmasa da bir bilgisayar ekranı ile bir cep telefonu ekranında görüp algılayabileceğimiz şeyler çok farklı. Mobil tarayıcılardan sitemizi ziyaret eden kişilere özel wordpress temaları mevcut. Bu yazımızda da mobil tema ve eklentilere bir göz atalım istedik.

    Ücretsiz WordPress Mobil Temaları

    iPhonsta 1.1

    iPhonsta 1.1iPhonsta 1.1

    Adına bakıp aldırmayın sadece iPhone’larda değil, Android ve Blackberry gibi bir çok cep telefonu modelinde de çalışıyor. Yazı boyutunu ekran ölçülerine göre otomatik ayarlayan bu tema sadece WordPress 3.0 ve üzeri sistemlerde çalışıyor.

    iPhonsta Hakkında
    Önizleme

    Smooci 2

    Smooci 2
    Smooci 2

    Bu tema mobil tarayıcılardan girildiği zaman otomatik olarak devreye girebilmesi için Smooci eklentisi ile birlikte çalışır.

    Smooci 2 Hakkında
    Önizleme

    WordPress Mobile Theme

    WordPress Mobile Theme
    WordPress Mobile Theme

    Dinamik bir yapıya sahip minimalist ve hafif bir tema. Mevcut temanızın renklerini ayarlayabileceğiniz, mobil kullanıcıya özel bir bilgilendirme yazısı ekleyebileceğiniz, ekran çözünürlüğüne göre boyutlandırmasını otomatik yapılandırabileceğiniz ya da sabit bir genişlik boyutu ayarlayabileceğiniz kullanışlı bir tema.

    WordPress Mobile Theme Hakkında
    Önizleme

    jQuery Mobile

    jQuery Mobile

    jQuery’nin bütün nimetlerinden faydalanılmış, bütük akıllı cep telefonlarında çalışabilecek çok iyi optimize edilmiş bir tema.

    jQuery Mobile Hakkında
    Önizleme

    Mobius

    Mobius
    Mobius

    Zengin bir alt yapısı olan Mobius üzerinden 3 farklı renkte tema seçebilirsiniz. Özellikle dokunmatik ekran telefonlar düşünülerek yapılmış temanın, bir çok bileşen desteği de var. Keyfinize göre zenginleştirebileceğiniz temanın en güzel özelliği renkler dışında bir çok da font seçmeye olanak sağlıyor olması. Ayrıca isteğe göre mobil temanıza facebook ve twitter bağlantısı da ekleyip, ziyaretçilerinizle etkileşimi arttırabilirsiniz.

    Mobius Hakkında

    The dotMobi WordPress Mobile Pack

    The dotMobi WordPress Mobile PackThe dotMobi WordPress Mobile Pack

    Kullanıcıların sitenizi bu mobil sürümüyle gördükleri zaman ona bazı haklar tanıyabilirsiniz. Düzenlenebilir yapısı ve orjinal temayı göster seçenekleriyle faydalı bir tema.

    The dotMobi WordPress Mobile Pack

    Carrington Mobile

    Carrington MobileCarrington Mobile

    Gelişmiş dokunmatik ekranlar için özellikler barındıran zarif bir tema.

    Carrington Mobile Hakkında
    Önizleme

    Ücretli WordPress Mobil Temaları

    touchPress

    touchPress

    4 farklı renk seçeneği ile çok zengin bir tema. Mobil kullanılabilirliği üst düzeyde olan, ekran çözünürlüğüne göre otomatik sığdırma sağlayan ücretli bir tema.

    Fiyatı: $22

    touchPress Hakkında

    1ST Giant Leap

    1ST Giant Leap

    HTML5 ve CSS3 şablon okuyabilen telefonlar için kusursuz bir tema. Yatay ve dikey ekran çözünürlüklerinde otomatik boyutlandırma becerisi mükemmel.

    Fiyatı: $15

    1ST Giant Leap Hakkında→

    WPtouch 2.0 Pro

    WPtouch 2.0 Pro

    Kurulum ayarları çok basit olan ve buna rağmen mükkemmel derecede mobil tarayıcılarda görüntülenen bu tema ok butonları ile yazıları daraltıp genişletme özelliği ile diğer temalardan bir adım önde. Mevcut tema şablonları ile kolaylıkla isteğinize göre temanızı oluşturabilirsiniz.

    Fiyatı: Basic versiyonu ücretsiz, $39 ‘a Pro, $69 ‘a Pro 5 Pack ve $199 ‘a da developer pack gibi versiyonları mevcut.

    WPtouch 2.0 Pro Hakkında

    Mobility WordPress Theme for Web and iPad

    Mobility WordPress Theme for Web and iPad

    Yatay ve dikey ekran özelliklerine göre kolay yapılanabilen. Parmak sürükleme hareketlerine uyarlı özellikleri olan gelişmiş bir tema.

    Fiyatı: $30

    Mobility WordPress Theme for Web and iPad Hakkında
    Önizleme

    WordPress Mobile Theme Framework from Obox

    WordPress Mobile Theme Framework from Obox

    Tasarım kalitesi olarak bütün temalardan bir adım önde olan, bütün mobil tarayıcıların desteklediği kullanışlı bir tema.

    Fiyatı: $50

    WordPress Mobile Theme Framework Hakkında
    Önizleme

    Simple Mobile

    Simple Mobile

    Simple (basit) olduğuna bakmayın. İçerisinde 8 farklı renk seçeneği olan ve wordpress 3.0’dan sonra gelen menü özelliğini kullanabileceğiniz, 43 adet sosyal medya simgesi ile sitenizin etkileşimini arttıracak canavar bir tema.

    Fiyatı: $20

    Simple Mobile Hakkında
    Önizleme

    PadPressed

    iPad için yazılmış özel bir tema. iPad’lerin bütün nimetlerinden faydalanabileceğiniz, parmak kaydırma hareketleriyle uyumlu eşsiz bir tema.

    Fiyatı: $49

    PadPressed Hakkında
    Önizleme

    My Mobile Page

    My Mobile Page

    Minimal tarz temaları sevenler bu temayı kaçırmasın. Kullanım alanı daha çok kişisel siteler olan basit ama mükemmel bir tasarıma sahip bir tema.

    Price: $20

    My Mobile Page Hakkında
    Önizleme

    On Demand Mobile

    On Demand Mobile

    Press75 ‘in üretimi olan On Demand temasının mobil sürümü de daha çok video içerikli siteler düşünülmüş.

    Fiyatı: $49

    On Demand Mobile Hakkında
    Önizleme

    Tap News – iPhone App Style Mobile Theme

    Tap News - iPhone App Style Mobile Theme

    iPhone-App tarzında iPhone ve Android uyumlu bu mobil temanın kaydırma ve parmak hareketlerine tam uyumu ve twitter desteği dikkat çeken özellikleri arasında.

    Fiyatı: $49

    Tap News Hakkında
    Önizleme

    iBusiness iPhone-iPod Template

    iBusiness iPhone-iPod Template

    9 farklı renk seçeneği, bileşen desteği, yönetim paneli, twitter desteği ve PSD kaynak dosyalarıyla beraber alınan daha çok iPhone ve iPad kullanımı düşünülmüş gelişmiş bir tema.

    Fiyatı: $15

    iBusiness Hakkında
    Önizleme

    Video Theme for iPhone & Android

    Video Theme for iPhone & Android

    Özellikle video içerikli siteler için hazırlanmış bir tema.

    Fiyatı: $49

    Video Theme Hakkında
    Önizleme

    SOFA iBloggr

    SOFA iBloggr

    Ekran çözünürlüğüne göre çerçeveyi ve yazı uzunluklarını kendi ayarlayan, gelişmiş bir yönetim paneli olan ve PSD kaynak dosyaları ile sunulan, bileşen ve eklenti desteği sunan güzel bir tema.

    Fiyatı: $15

    SOFA iBloggr Hakkında
    Önizleme

    News Press Mobile Theme

    News Press Mobile Theme

    Fotoğraf ağırlıklı bloglar için ayarlanmış, şablon yaratma özelliğine sahip, fotoğraf blogları için dikkate değer bir tema.

    Fiyatı: $49

    News Press Mobile Theme Hakkında
    View the Demo

    iWorld

    iWorld

    jQuery ile güçlendirilmiş, 10 farklı renk seçeneği ile sunulan, PSD kaynak dosyalarının da bulunduğu eşsiz bir tema.

    Fiyatı: $25

    iWorld Hakkında
    Önizleme

    Video Elements Mobile

    Video Elements Mobile

    Video Elements Mobile HakkındaÖnizleme

    WordPress Mobil Eklentileri

    MobilePress – Enable The Mobile Web

    MobilePress açık kaynaklı bir eklenti bu eklenti sayesinde kendi mobil temanızı esnek yapısıyla oluşturabilirsiniz.

    WPmob Lite

    WPmob otomatik dönüşüm sağlayan ajax destekli bir eklenti. iPhone, iPod touch, Android, Opera Mini, Palm Pre, Samsung touch ve BlackBerry Storm/Torch cihazlarında çalışır. Admin panelinden kendi ayarlarınızı hızlıca yapabilir ve mobil sürümünüzü kolaylıkla yayına alabilirsiniz.

    WP Mobile Detector

    WP Mobile Detector standart ve gelişmiş cep telefonları için otomatik dönüşüm sağlayan bir eklenti.

    Mobile Kit

    WordPress mobil eklentileri ve temaları oluşturabileceğiniz bir tür geliştirici kiti.

    BAAP Mobile Version

    Ziyaretçi verilerine göre temalar sunabileceğiniz, kullanıcıların blogunuza yeni yazı girişine olanak sağlayan ve bu özellikleri ile diğer eklenti ve temalardan bir adım önde olan bir araç.

    BuddyPress Mobile

    iPhone ve iPod Touch düşünülerek hazırlanmış fakat diğer cep telefonlarında da çalışan BuddyPress’in mobil sürümü diyebiliriz.

    WordPress Mobil Dersleri

    Mobile WordPress Theming

    Sitenizin mobil ziyaretçilerine nasıl mobil tema sunabileceğinizi anlatan 4 bölümden oluşan bu eğitim yazılarını (İngilizce) mutlaka okuyun.

    Mobile WordPress Theming: Day 1

    Mobile WordPress Theming: Day 2

    Mobile WordPress Theming: Day 3

    Mobile WordPress Theming: Day 4

    Making your WordPress Blog Android and iPhone Friendly

    WordPress blogunuzun mobil sürümünü nasıl oluşturucağınızı anlatan bir yazı.

    Mobile Browser Detection

    Mobil tarayıcı algılama üzerine önemli bir yazı.

    Redirect Mobile Users to a Mobile WordPress Theme

    Detect Mobile Browsers – Mobile User Agent Detection

    Mobil ziyaretçilerinizi nasıl yöneteceğinizi PHP dilinde anlatan bir yazı.

    Add a Mobile Landing Page to Your Site

    Bu yazı diğerlerinin aksine sitenizin mobil temasını çıkartmaya yönelik değil. Mobil ziyaretçilerinizin hızlı bir şekilde önemli içeriğinize ya da daha çok hızlıca iletişim bilgilerinize erişebilmesi için neler yapmanız gerektiğini anlatmaktadır.

     
    • winkan 17:41 - 14 Mayıs 2012 Permalink

      WPtouch tartışmasız en iyisi, teşekkürler.

    • Template5 11:13 - 31 Ekim 2012 Permalink

      Smooci 2 çok hoşuma gitti, hoş ve sade bir tasarımı var.

c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal