Temmuz, 2013 ayındaki güncellemeler Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • admin 14:31 - 23 July 2013 Permalink | Cevapla
    Etiketler: baykuş, fare, karınca, salyangoz, sivrisinek, yarasa, yılan   

    Hayvanları Yanlış Tanıyoruz 

    Hayvanları o kadar yanlış tanıyoruz ki. Hayret ettiğim çok konu var. Dinen ya da ilmen bile olsa bize bolca yalan aktarılmış. Yanlış hayvanlardan nefret etmişiz, yanlış hayvanları sevmişiz. Yılanı gördüğün yerde başını ezersin ama bir örümceğe dokunmazsın. Evdeki hamam böceğini terliğinde anında gebertirsin, karıncaya dokunmazsın. Çünkü bazı hayvanlar çok itici olabilir ama bazılarının da çok mistik havaları vardır. Sonra adamlarda inek kutsal hayvan olduğunda gülersin. Hatta uzun bir süre dünyanın bir öküzün boynuzları üzerinde olduğuna inanmadın mı?

    29801442734

    Baykuş

    Mesela bir baykuşu düşünün. Bir evin çatısına bir baykuş konsa ve ötse… Bütün mahalle halkı o evden cenaze çıkacak diye bekler. Ve halt ederler. Gerçek Müslüman olsalar geleceğin, sadece ve sadece Allah’ın bilgisinde olduğunu bilirlerdi.

    baykus

    Herkesin bildiği bir husus baykuşların gözleri öndedir. Peki gözleri ön tarafta olan canlıların ortak özellikleri nedir? Et yemeleridir! (Bize okulda öğretildiği gibi gözleri yanlarda olan kuşlar, ağaçlardaki börtü böceği yemez. İnadına sizin taneli mahsullerinizi yer.) Baykuşların gözleri gece görüş özelliğine sahiptir. Peki et yiyen ve gece görebilen bu hayvanların en öncelikli işi karnını doyurmak olduğuna göre, ne yer bu hayvanlar? Gece ortalıkta ne dolaşıyorsa onu yer. Yani fareleri!

    Ev veya apartman yaptırdığınızda tuvalet, mutfak, banyo gider borularının hep aşağıya gittiğini bilirsiniz. Ama en üst kattaki borular yukarıya devam eder ve buradan çatı arasına ulaşır. Bunun sebebi sistemin havalandırılmasıdır. Tavan arasına çıkan pis su havalık boruları olmayan apartmanların dairelerinde acayip koku olur. İşte kanalizasyon sisteminde yaşayan fareler de hava almak için bu borulardan tavan arasına veya çatıya çıkar. Eğer çatınıza bir baykuş gelmişse siz şanslısınız demektir. Baykuşu kovalar kaçırırsanız farelerle yaşamanız kaçınılmaz olacaktır.

    Ama artık çok geç, çünkü şehirde bir baykuş görmek artık mucize oldu, geçmiş olsun.

    karinca

    Karınca

    Herkesin inandığı bir diğer husus ise; karıncalar çok faydalı, çalışkan hayvanlardır muhabbeti. Hatta iş yerlerinin duvarlarına veya kapı üstüne karınca duası asılır. Hiç kimse de ne yazıyor burada diye merak etmez. Üstelik hiç kimsenin okuyamayacağı Arapça dilinde yazılıdır.

    (Dua, Allah’a yalvarış olduğuna göre, Türkçe olmalıdır.)

    Neyse konuyu fazla saptırmadan esas konuya gelelim. Bahçemde gül fidanları var. Dikkat ettim, yeni sürgünleri küçük yeşil bitler sarmış vaziyette. Yine gözleme devam ettim. Acayip fazla miktarda karınca da aşağı yukarı geziniyor. Tamam diye rahatladım. Nasıl olsa bu çalışkan karıncalar bunları yer ve ben de kurtulurum dedim.

    Birkaç gün sonra baktım ki yeşil bitlerin sardığı tomurcuklar boynunu bükmüş ve neredeyse tüm yeni sürgünler bitlerle kaplanmış vaziyette. Yahu dedim kendi kendime. Bu bitlerin ayağı olsa bu kadar hızlı gidip en uçtaki sürgünlere ulaşamaz. Nasıl oluyor bu iş diye merak ettim. Hem gözlemledim hem de araştırdım ki neticede karıncalardan büsbütün soğudum. Meğerse bu bitler fidanın öz suyunu emerken, karıncalar da yeşil bitlerin tatlı dışkısını alırlarmış. Hatta bu bitleri karıncalar taşıyıp her yere yayarlarmış. Dahası yeşil bitleri yiyen uğur böceği gibi böceklerle de savaşırlarmış.

    Şimdi fidan hatta ağaçlarda sadece karıncaları izliyorum. Eğer bir bitkide karıncalar aşağı yukarı seyrüsefer halinde ise; bilin ki o bitkide zararlı bir böcek vardır. Karıncalar onlarla ortak yaşıyorlardır. Çoğu ziraatçı karınca faaliyeti ile zararlı böceklerin faaliyetinin doğrusal olduğunu bilir. Ancak ağaç gövdesine kireç sürmenin karıncaları uzaklaştırdığını sanmayın. (Ağaç gövdesine kireç sürmenin şu faydası vardır. Kireç mantar faaliyetine izin vermediği için ağaç kabuğu her dem taze pürüzsüz kalır. Aşırı çatlaklar oluşmadığı için kabuğun kuytularına gizlenen böceklere müsaade etmemiş olursunuz.) Hatta zehirli ilaç bile sürseniz karıncaların önünü kesemezsiniz. Ancak yapışkan bir madde ile önlenebilir.

    Karıncaların tabiatta birçok faydası olduğunu unutmayalım. Biz burada yanlış bildiğimiz gerçekleri açıkladık o kadar. Diğer yandan zararlı ilan edilen birçok hayvan son derece insanlara faydalıdır.

    Yanıldığımız hayvanlar: Bize çok kötü, zararlı diye öğretilen hayvanlar masumdur.

    salyangoz

    Salyangoz

    2004 yılında bahçeli bir eve yerleştiğimizde beni en çok rahatsız eden şeylerin başında bahçedeki küçük küçük yüzlerce salyangozun olmasıydı. Hatta bazı bitkilerin yaprakları delik deşik oluca bunu salyangozlar yapıyor dedim ve başladım ilaçlı mücadeleye. (Yeterince büyük olsalardı onları elle yakalar ve yemenin yollarını arardım. Zira seneler önce İtalya’da göl kenarındaki bir lokantada yediğim salyangozlu pilavın tadını unutamıyorum.) İlaç granül halindeydi ve duvar üstlerine serpip yan tarafını da ıslatıyordum ki salyangozlar çabuk gelsin diye. Hakikaten bir müddet sonra bu duvarın üzeri salyangoz kabukları ile doldu. İçleri boştu. Nereye gitti bunlar diye hiç düşünmedim. Her halde ilacı yiyen kuruyordu.

    2 sene ilaçlı mücadeleden sonra gördüm ki bahçemde hiç salyangoz kalmadı. Ama bitkilerin yaprakları daha fazla bir şekilde yenmiş vaziyette idi. O halde bitkilerin yapraklarını başka haşaratlar yiyordu. Yapraklarla aynı renkteki tırtılları gözle fark edemiyorsunuz. Mikroskobik canlıları da göremediğimiz gerçeğinden yola çıkarak salyangozları aklamaya karar verdim. Son senelerde hiç salyangoz öldürücü ilaç kullanmadım yine çoğaldılar ama eski nüfuslarına erişemediler henüz. Dikkatimi çeken husus, salyangozların dolaştığı yerler çok rahat gözlenebilmekte. Ama bu bitkiler capcanlı ve yenik de yok. Daha çok kuru dalları seviyorlar.

    Salyangozların iki çeşidi olduğunu öğrendim. Ot yiyenler ve et yiyenler. Demek ki benim bahçedekiler et yiyenlerden. Peki bitkilerin üzerinde ne eti yiyorlar? Demek ki bitkilerin üzerine yapışan minik böcekleri yiyorlar.

    Artık salyangozları daha fazla sevmeye başladım.

    yarasa

    Yarasa

    Vampir filmleri seyrede seyrede yarasaları kan emici, çok zararlı, korkunç hayvanlar olarak tanıdık. Sizlere kendi gözlemlerimi anlatacağım.

    Bursa, Mudanya, Güzelyalı’da yazlığımız var. Bu şirin yerin en önemli yerlisi ise sivrisineklerdir. Yazlıkçılar yeni binalar yaptıkça var olan sulak sazlıklar bayağı azaldı ama sivrisinekler azalmadı. Herkes sokak aralarına bırakılan çöplerin fazla sivrisinek yaptığını söyler. Karasinek nüfusunu artırdığı bir gerçek ama sivrisineklerin bununla orantılı olup olmadığını bilen yok.

    Daha önce her yaz gittiğimiz 37. sokaktaki ananemlerde, her gece sivrisinek kovucu tabletlerden medet umuyorduk. Meğerse kapalı odalarda birçok zararı varmış. Daha sonra kendimize ev alıp mekanı değiştirdik. Yeni evimizin olduğu yerde hiç sivrisinek yoktu. Şaştık kaldık. Dedik ki bu mahalle daha temiz ve çöpler ortada değil.

    Seneler geçtikçe belediye faaliyetleri arttı. Çöpler muntazam toplanır oldu. Hatta arkasına sisleme aleti takılı kamyonetle sivrisineklerin kökünü kazıtır gibi oldular. Veya biz öyle zannettik. Eski oturduğumuz evin orada sivrisineklerin faaliyeti aynen devam ediyor. Yeni evimizin orada ise sivrisinekler yıldan yıla çoğalıyor.

    Ne değişti diye sorarsanız:
    1. İlaçlama çoğaldı
    2. Çöpler toplandı
    3. Binalar arttığı için sazlıklar azaldı

    Tüm bu iyi işlere rağmen sivrisinekler niye çoğalıyor? İşte burada en önemli husus devreye giriyor. Yeni evimizin çatısından akşam hava kararırken yarasaların akın akın çıktıklarını görüyorduk. Bu kadar çok hayvan gecenin karanlığında havada uçarken ne yiyebilir? Tabii ki sivrisinekleri yiyecek! Çünkü gece havada sivrisinekler var, karasinekler yok. Dolayısıyla yeni evimizin orada sivrisinekleri yiyen yarasalar yüzünden rahatça uyuyabiliyorduk.

    Zamanla değişen ise yeni havuzlu binaları eklenmesi oldu. Eskiden saat 23 olunca evlerin ışıkları kapanırdı. Zira beyler işe gidecek ve ertesi gün Güzelyalı hanımlara ve çocuklara kalacaktı.

    Yeni binalar, sönmeyen yeni ışıklar ve susmayan bir gürültü getirdi.

    … ve bizim çatıdan akşam olunca yarasaların sortisini göremez olduk.
    … ve sivrisinekler çoğaldı!

    Yarasaların yüzünden zarar gören hiçbir vatandaşımız yokken niye bu faydalı hayvanları kötü diye vasıflandırıyoruz ki?

    yilan

    Yılan

    Nerede yılanın adı geçse herkesin dikenleri tüy tüy olur…

    • “Koynumda yılan beslemişim” deriz. Halbuki beslenen ve ihanet eden insandır.
    • “Denize düşen yılana sarılır” deriz. Halbuki tahta parçası tercih edilir. Üstelik denizlerimizde değil yılan, balık bile yok.
    • Bakışlarını beğenmediğimiz birine “yılan gibi” deriz. Halbuki yılanlar bizim gördüğümüz gibi algılamazlar.
    • “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” deriz. Ama yılanların dilini konuşamadığımız için bir işe yaramaz.

    Velhasıl çoğu kişi “yılan” kelimesine karşı ön yargılıdır. Bir kere hiçbir hayvan karnı tok iken yemek yemek için uğraşmaz. Halbuki insanlar yiyemediğini depo eder.

    Kuyruğuna basmadıkça yılan size saldırmaz. Zaten insandan kaçmayan hayvanlar çok azdır.

    Yılanlar ne ile beslenir? Adana kebap, rakı, cacık severler mi acaba? Yoksa bir tarla faresini mi tercih ederler. Ahıra girip ineklerin sütünü içtiği rivayet edilir ama sonra çekip gidermiş. İneğin koynunda beslenmezmiş.

    “Tarlaya ektim soğan” derseniz onu da yılanlar yemez. Yani bitkilerinize hiçbir zararı yoktur.

    Hindistan’da bunların en zehirlilerini bile sepete koyup zurna eşliğinde oynatıyorlar. Holywood filmleri şahidimdir.

    Dünyada bir sürü avcı yakaladıkları yılanların zehirlerini sağmakta ve ilaç firmalarına satmaktadır. Onlar da insanlara faydalı ilaçlar yapmakta.

    Yine “yılan derisi” çanta, kemer ve ayakkabılar bayağı yüksek fiyattan satılmakta.

    Korku filmlerinden esinlenen TV program yapımcıları, masum, karnı tok ve zehirsiz yılanları, onlardan daha tehlikeli olan insanlarla aynı kaba koyarak reyting kovalamakta…

    İsviçre’de bir süper markette 3 metre boyundaki yılanı ailecek kucaklayan insanlar hatıra fotoğrafları çektiriyorlardı. Ben gözlerimle gördüm.

    Bizim bu kadar samimi olmamıza gerek yok ama yılanlar tarla farelerini afiyetle yerler ve size görünmek istemezler.

    Sonuç olarak doğayı iyi düşünmek iyi gözlemlemek gerekir. Size dayatılanı yaşamak zorunda değilsiniz. Çevrenize ne kadar faydanız var? Senin mahallende dolaşan köpekten rahatsız olursun tekme tokat, hatta sopayla hayvanı döversin. Lan elin adamının sokağında bizdeki sokak köpekleri gibi maymun dolaşıyor, kanguru dolaşıyor hadi onlara da saldırsana?! Mesele güç meselesi mi sadece?!

    Bu hayatta sadece “sevimli” olan hayvanların mı yaşama hakkı var? Tüketim toplumunda insanların tabii ki doğa ile bir ilgileri kalmadığı için sadece nefret et denilenden nefret ediyor, sev denileni seviyor. Benim içim rahat, kendi bahçemde olumlu bir ekosistem kurduğuma inanıyorum.

     
    • Barış Ünver 00:58 - 24 Temmuz 2013 Permalink

      Yazı güzel, bilgilendirici ama neredeyse 1 yıl sonra yeni bir yazıyla aramıza dönmüş olmandan dolayı şu anda ağlıyorum biliyor musunuz sayın Paçacı :’). Hoşgeldiniz.

  • admin 06:12 - 10 February 2012 Permalink | Cevapla
    Etiketler: , sosyal ağlar, sosyal imleme siteleri, sosyal paylaşım siteleri, , web 3.0   

    Web 3.0 için neler yaptın? 

    Evrim 1.0 – Üretim

    Web 2.0 keşfiyle beraber herşeyin temeli üretime dayanıyor, tüketimi çok sonra akıl ediyoruz. İnsanlar birşeyler üretiyorlar ama bunları kimse tüketemiyor. Kısıtlı mecralar ve zekası olmayan arama motorları derken bu üretilen içerikler kaybolmaya başlıyor. Aslında biryere kaybolduğu yok ama biz erişemiyoruz. Bu sebeple üreticiler ve tüketiciler, bugün sosyal medya dediğimiz şeyin temelini atarak, listeleme mantığını geliştirmeye başlıyor. Üretilen içerikler konusuna göre listelenmiş web sayfalarında karşımıza çıkıyor. Ve tüketiciler bu listeleri takip ederek bilgilere artık erişebiliyor.

    Evrim 2.0 – Listeleme Siteleri

    Listeleme evrimi bir yere kadar iyi giderken, herkes listelemeye ağırlık verdiği için üretim azalıyor. Birden bütün listeleme siteleri ve bütün içerikler aynı hale geliyor. Çöküş başlıyor…

    Evrim 2.5 – Üretim

    Listeleme işine ağırlık verenler hayatta kalabilmek için, benzer içeriklerden sıyrılmak, eski günlerindeki ayrıştırılmış bilgiyi tekrar sunabilmek için üretime destek vermeye başlıyorlar. Fakat artık ortada içerik alacakları üretici kalmadığı için bu üreticileri kendi sistemlerinde özgün içerik üretmeleri için teşvik ediyorlar. Ve yeni bir düzen daha doğuyor.

    Evrim 3.0 – Komünite Siteler

    İçerik üreticileri yeni yazılarını tekrar insanlarla paylaşmak için komünite sitelerine içerik üretmeye başlıyorlar. Birbirinden farklı, birbirinden güzel sitelerde, özgün içerikler paylaşılmaya başlanıyor. Bu sefer aynı içeriğe boğulma gibi bir korkuları olmadan daha uzun süre hayatta kalabiliyorlar. Ta ki bir gün, birisi “-Kral Çıplak!” diyene kadar. Komünite siteler altın çağını yaşarken, daha çok para kazanırken, üreticiler de bu kazançtan pay alabilmek için baş kaldırıyorlar. Kazançlarını paylaşan siteler ilkey düzeyde de olsa halen daha hayatta kalmayı başarırken, paylaşmayanlar bir bir yok olmaya başlıyorlar.

    Mecra sayısı azalmaya başlayınca yine üretim fazlası içerikler interneti çöplüğe çevirmeye başlıyor. Üreticilerin de rekabeti artıkca, ürettikleri içeriklerin değeri azalıyor, okunma sayısı azalıyor… Yeni mecralar arayışına giren üreticiler, hep biz ürettik onlar kazandı diyerek artık kendi ürettikleri içeriklerden kendileri kazanmak istiyor.

    Evrim 3.5 – Üretim

    2. ve 3. evrim süreçlerinde para kazananlar 4. evrim için kafa patlatmaya başlıyorlar. 2 defa üreticilerini kaybettikleri için artık daha sağlıklı temeller atmak istiyorlar. Üreticilerle gelirlerini paylaşmadıkları için pişman olanlar, üreticiler için kendi mecralarının sahipleri olabilecekleri alt yapıyı kurmaya başlıyorlar. Dolaylı yoldan yine onlar kazansa da, üreticiler bir nevi kendi mecralarına sahip oldukları için tekrar üretime başlıyorlar.

    Evrim 4.0 – Bloglar

    Artık insanlar kendi içeriklerini, kendilerine ait oldukları sandıkları mecralarda üretmeye başladılar. Herşey yine rayında giderken yine üretim fazlalığı yaşandı ve yine doğru bilgiye ulaşmak zorlaştı. Bu dönemde ufaktan da olsa yine listeleme ve komünite sistemleri oluşmaya başladı. Daha önceden de tutmayan bu servisler, ne kadar geçmişte yaptıkları hataları tekrarlamadan oluşsa da, tutmadı. Üretim fazla, bilgiye erişmek insan sayısı fazla. Yine ortalık çöplük derken 5. evrim için neler yapılabilir diye düşünülmeye başlandı.

    Evrim 4.5 – Sosyal İmleme Siteleri

    Bilgiye ulaşmak isteyen insanlar ile içerik üreticilerini bir araya getirmek için yeni bir kılıf aranırken, bir kişi (listeleme) ya da bir topluluk (komünite) tarafından değil de, bir üretici ya da bilgiye ulaşmak isteyen kişi tarafından oluşturulmuş içerikler toplanmaya başlandı. A kişisinin zevkine güveniyorsanız, onun imlediği içerikler sizin için iyi olabilirdi ya da en çok imlenmiş içerik sizin aradığınız şey olabilirdi. Öyle de oldu, insanlar artık arama motorlarının yapaylığından, doğru bilgiye ulaşamamaktan yakınırken, imleme sitelerinden biraz daha doğru içeriğe ulaşabiliyordu. Fakat bunun da bir sonu vardı… Ve evet, artık iyi kötü bütün içerikler imlenmişti, yine bütün imleme siteleri, yine takip edilen bütün kişiler aynı içerikleri paylaşıyordu, üretim azalmıştı.

    Evrim 5.0 – Sosyal Ağlar

    Benzer içerikler arasında boğuşan, doğru bilgiye ulaşmak isteyen kişiler için yeni bir mecra doğmuştu. Artık bildiğiniz kişinin paylaşımlarına değil, %100 zevkine uyduğunuz kişilerin paylaşımlarını görebiliyordunuz. A filmini sevip, B kitabını okumuş, C müziğinden hoşlanan birisinin paylaşımları sizin için daha doğru gelmeye başladı. Ama ne yazıkki sadece diğer 4 evrim süresinde üretilmiş içerikler paylaşılmaya başlandı. Yine unutulan birşey vardı, bu evrim geçişinde üretim süreci yaşanmamıştı. Üretim azdı, daha da azalmaya başladı. İçerik üretenler bile, paylaşım üretmeye bağlamışlardı. Kaliteli paylaşımın kazandığı bir döneme girmiştik. (Not: Sosyal Medya uzmanlarının (?) doğduğu evre tam da burasıdır.)

    Evrim 5.5 – Sosyal Paylaşım Siteleri

    İçerik üretimine teşvik gelmemesi internet evreni için maalesef ki çok üzücü bir durumdu. Listeleme sitesi kalmamıştı ama halen daha hayatta kalmaya çalışan, can çekişen komünite siteleri vardı. Sosyal imleme siteleri bunlar gibi yok olmak istemiyordu, hem de artık önlerinde büyük bir dev olarak sosyal ağ siteleri vardı. Artık devir imleme 2.0 olarak nitelendirilen, paylaşılan kaliteli içeriğin bir kez daha paylaşılmasıydı. Bunun ilk versiyondan tek farkı, içerikler artık süzülmüş ve geriye gerçekten daha kaliteli bilginin kalmış olmasıydı. 5. evrim sürecinde bilgi hızlıca tüketildiği için ve üretim artık 140 karaktere kadar düşmüşken, içerik çok değerli bir hale gelmişti. Çünkü nesli tükeniyordu.

    İlk süreçten beri içerik üretenden tutun da, bu içerikleri bizlere listeleyen, imleyen; sosyal ağlarda beğenen, paylaşan kişilere kadar herkesin tek derdi artık üretimin bitme noktasına vardığı yerde son bir düzenlemeye ihtiyaç duyuldu ve bilgiler hızlıca tüketilirken, ya gerçekten tükenirse korkusuyla aynı bokun laciverdi konumunda evrim 5.5’u yarattık.

    Gittiğiniz yerin, yediğiniz yemeğin bile kaydını tuttuğumuz bu evrende tek korkumuz artık mevcut kısıtlı bilgiyi de kaybetmemekti. Artık ürettiğimiz ya da üretileni paylaştığımız, artık bize ait olan o bilgiyi tekrar depolamaya başladık.

    Artık son evrim bilgiyi tekrar düzenlemekten başka birşey değildi. Bundan 10 yıl önce yazdığınız / paylaştığınız içerikten tutun da, 1 saniye öncesine kadar internet evrenindeki bütün hamleleri dizmeye başladık. Zaman tünelinin resmini çiziyoruz ama halen daha yok olduğumuzun farkında değiliz. Hayatta var olan (buna yaşam da dahil) bütün istatistiki bilgiler son ivmeden sonra aşağıya düşmeye mahkumdur. Ve evrim 5.0 sayesinde şu anda onu yaşıyoruz. Evrim 5.0 üretimi öldürdüğü için son evreydi ve bizim sonumuz oldu. 5.5 ile 4.5 arasında hiçbir fark olmadığı için de garip bir kısır döngü içerisinde gerileme dönemine girmiş bulunmaktayız.

    Son dönem bütün yatırımlar şuan altın çağını yaşayan evrim 5.0’a yapılıyor. Bunda da kazanan kazanacak ama bunca evrim süresince hep olan mutlak son onların da defterini dürecek. Hatta üretimi öldürdükleri için sonları daha ağır olacak! Şuan 5.5 için kurşun atanlar boşuna cephane harcıyorlar. Zaten 4.5 evriminin aynısı oldukları için sadece geri dönüş süresini biraz daha geçiştiriyorlar.

    Aslında internet tarihinin en büyük çift yönlü kazancı evrim 4’a geri düştüğümüz noktada yeni evrim 5.0’ı yaratabilirsek kazanacağız. Tabii ki bu sefer evrim 4.5 üretim olmak zorunda!

    Evrim 5.0 içeriksizlikten dolayı yok olduğu noktada; herkes bloglarına yazmaya geri dönecek ve üretim artacak. Evrim 5 ve 5.5 için artık boşuna uğraşmaya, geliştirmeye gerek yok, 6.0 olamayacağına göre, 4.0’a geri döndüğümüz noktada, yeni 4.5 için şimdiden iyi konumlanmak gerekiyor. Ve yeni evrim 5.0 hiç şüphesiz ki web 3.0 olarak adlandırılacak.

    (Devamı …)

     
    • Ahmet Emin YÜCE 15:55 - 11 Şubat 2012 Permalink

      Bu konu hakkında aklımda yer alan soru işaretlerini aydınlatan böyle güzel bir yazı daha görmedim. İnterneti takip ederek yeni projeler oluşturmak isteyen kişilere çok farklı bir bakış açısı sunmuş. Ellerinize sağlık.

  • admin 06:02 - 02 September 2009 Permalink | Cevapla  

    Doğayı Anlamak 

    Bu aralar belgesel izlemeye merak saldım, ceylanın peşinde koşan aslanın hikayelerinden öte daha çok kurgusu olan, sinema mantığı ile çekilmiş belgeselleri seyrediyorum. Hem seyirlik açılar çok harika oluyor hem de anlatım büyük bir haz veriyor. Sanki bir sinema filmi izler gibi bir kurgusu oluyor. Vakit buldukça öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Araya biraz da kendi yorumlarımı katarsam umarım kızmazsınız.

    (Devamı …)

     
  • admin 14:28 - 12 May 2009 Permalink | Cevapla
    Etiketler: , , sesi kapat, swf, windows   

    3milyon925bin768 puanlık soru 

    Sadece ve sadece swf formatından çıkan sesleri ölene kadar kapat komutu var mı şu lanet olası windows’ta? Ya da Firefox için böyle bir eklenti, ayar falan yok mu? Girdiğim sitelerde hiç bir koşulda ben istemeden ses çıkmasın! Bir gün eğer bu aniden çıkan sesler yüzünden kalp krizi geçirip ölürsem sorumlusu kim olacak? Hayır arkadaş madem müzik ekliyorsun sitene neden müziği kapat tuşun yok. Komple sesi kapatmak zorunda kalıyorum dinlediğim müzik piç oluyor.

     
  • admin 14:25 - 12 May 2009 Permalink | Cevapla
    Etiketler: alarm, hırsız, hırsızlık, taktik   

    Hırsız Alarmı 

    Lütfen Dikkat!!! Eğer birgün evinizin kapısının altından su akmaya başlarsa ve ne oluyoruz lan diye kapıyı açarsak anında bayıltıcı spreyin üzerimize sıkılmasını izleriz. Biz baygın bir şekilde yerde yatarken, hırsızlar eve rahatça girebilirler. Ne olursa olsun kapının ardında ne olup olmadığına emin olmadan, hiç bir koşulda kapıyı açmayın. Bu olay bugün komşumuzun başından geçen bir olay ve bu hafta içinde 7-8 eve de bu taktiği uyguladıklarını öğrendik. Hırsızlık olayları artış gösteriyor ve artık hırsızlar sizin evde olmadığınız anı beklemekten sıkıldılar bu sebeple sizi kapıyı ani bir şekilde açtırmak için türlü türlü numaralar deneyeceklerdir. Lütfen dikkatli olun.

     
  • admin 14:23 - 12 May 2009 Permalink | Cevapla
    Etiketler: oynatıcı, player, saniye,   

    Video oynatıcısı sorunları 

    İnternetten video izlerken sitenin video oynatıcısı eğer istediğim saniyeye gitmeme müsade etmiyorsa oradan hemen kaçıp gidiyorum. Hepsi yüklenmeden ben istediğim yeri izleyemeyecek miyim be kardeşim?!

     
  • admin 14:20 - 12 May 2009 Permalink | Cevapla
    Etiketler: her şey, herşey, herşey kelimesinin yazılımı, ikea, koçtaş, nefret   

    “herşey” vs. “her şey” 

    “herşey” / “her şey” her koşulda ayrı yazılacağını düşünen çok bilmiş insanlardan nefret ediyorum! Özellikle reklam sloganlarını eleştiren bu bilgisizler biraz araştırsın koskoca Ikea, Koçtaş..v.s. gibi firmaları salak yerine koyarken kendi düştükleri seviyeyi bilemediklerine de çok üzülüyorum.

     
  • admin 05:11 - 02 March 2009 Permalink | Cevapla
    Etiketler: 100 metre, Berlin, ,   

    100 metrelik fotoğraf 

    2007 yazında Berlinde bir amca 20 günlük bir çalışma sonucu 100 metrelik bir fotoğraf karesi oluşturmuş. Bu karede toplam 178 kişi var. 100m eninde 78cm yüksekliğinde bu değişik boyutlu fotoğraf fikri gerçekten çok güzel. Kim bilir belki yeni bir akım başlar.

    We’re All Gonna Die – 100 meters of existence

     
  • admin 04:54 - 09 February 2009 Permalink | Cevapla
    Etiketler: dilim pizza, pizza, pizza dilimleme aparatı   

    Pizza Dilimleme Aparatı 

    Pizzayı dilimlerken hak geçmesinden korkanlar ve tabaktan pizzayı alırken mahvedenler; işte sizin için üretilmiş harika bir aparat.

    Pizza Clippers on Flickr – Photo Sharing!

     
  • admin 04:51 - 09 February 2009 Permalink | Cevapla
    Etiketler: arazi, cesaret, , , keçi, keçi fotoğrafı   

    Keçideki Cesaret Bizde Olsa… 

    Keçileri bilirsiniz, arazi koşullarına en dayanıklı hayvandır. Akıl almaz yerlerden tırmanır, atlar, koşar. İşte herkesin içini ürperten bir keçinin cesaret örneği bir fotoğrafı:

    Goat jumping over notch at Comeau Pass.JPG (image)

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal