Bisiklet – Yürüyüş – Yüzmek

Blogumda ve hayatımda yeni bir kategori açmanın zamanı geldi: “Bisiklet

3-4 aydan beri bisiklet almak için araştırmalar yapıyorum. Cep telefonu, televizyon…vs gibi teknolojik şeyler alırken bile bu kadar zorlanmamıştım. Bisiklet kullandığım son zamandan günümüze kadar bisiklet dediğimiz mevzu o kadar gelişmişki. En ufak parçasında bile inanılmaz teknoloji yatıyor. Hal böyle olunca yeni bisiklet teknolojilerinden bir haber olarak fazlaca araştırma yapmak zorunda kaldım. Yüzlerce forum gezdim, onlarca makale okudum.

Süpermarketlerde satılan bisikletlerden almayacaktım elbette ama araştırdıkça gördüm ki aslında istediğim bisiklet için ortalama 2000 – 3000 TL gibi bir bütçe ayırmam gerekiyordu. Uzun yıllardan beri bisiklet kullanmayan biri olarak ve fiziken fena halde olan biri olarak bu parayı başlangıç seviyesinde vermek çok zor. Yaklaşık olarak 5 yıldan beri 95 – 110 kilo arasında bir beden ağırlığım var. 5 yıl öncesinde her pazar düzenli olarak doğa yürüyüşlerine katılırdım, Bursa ve civar illerde neredeyse adım atmadığım kara parçası kalmamıştır. En az 6 saatlik (tek gidiş süresi) parkurlarda yürür, gerekirse kamp kurar ve nefes alması zor ormanların içinde saatlerce yürür, dik yamaçlardan tırmanırdık. Kilometre karşılığına o zamanki teknolojiyle pek emin değildik ama adım sayımız ve süremizden tahmini değerler elde ediyorduk. Keşke o zaman gps üzerinden bu kadar güzel programlar olsaydı. (Vardı ama cihazlar çok pahalıydı, şimdi akıllı telefonların hepsi bunu yapabiliyor.) Yürüyüşler öncesinde de bisiklet tepesinden inmeyen biriydim. Günde kilometrelerce yol yapardım, boyumun uzun olması, (Ortaokul ve lise yıllarında lisanslı voleybolcuydum.) bisiklet ve yüzmenin getirdiği artılarla birlikte yürüyüşlerde de kondisyonum gayet iyiydi.

Fiziksel olarak altın çağımı yaşadığım bu dönemden sonra, iş yoğunluğu, evlilik, çocuk…vs gibi etkilerden dolayı sadece bilgisayara bağlı bir yaşamım oldu ve “şişman” bir adam oldum. Beni eskiden tanıyanlar bilir, yıllar sonra karşılaştığım arkadaşlarım zaten inanamazlar, ilk lafları “yuh” ile başlar. Bilgisayar başında olmaktan mutluluk duyduğum için bu aşırı kilolarıma verilen tepkiler beni çok etkilemezdi, hala daha etkilemez ama sağlık olarak düşündüğümde beni korkutan ve üzen sorunlar gözükmeye başladı. Yaş olarak da kilo verebilmek için sonlara yaklaşıyorum.

Kilometrelerce bisikletle ya da yürüyerek gittiğim yollar, yüzdüğüm sular şimdi gözümde bana “yuh” dedirtiyordu. Artık Altıparmak – Heykel arası bile beni fazlaca yoruyordu. Ki eskiden en azından bu şehir içi yollarda bile kaç defa gider gelirdim de bana mısın demezdi. O zamanki arkadaşlarım hep hızlı yürüdüğümü söylerdi, ben de ne kadar normal yürümeye de çalışsam bacak boyumdan dolayı bir adım öndeydim ve kondisyonum iyi olduğu için yorulmak nedir bilmezdim. Şimdi ise ben arkadaşlarıma bir yere mi yetişeceğiz ne diye hızlı yürüyoruz diye bağırıyorum.

Fazla kilolarım olmasına rağmen halen daha at gibi bacaklarım vardır. Ama üzerinde taşıdığım fazla ağırlık bu bacakları da etkisiz kılıyor. Allahtan fazla kilolar göbek harici fazla yayılmadılar. Buna da şükür demekten başka birşey diyemiyorum. Yine de bunca fazla kiloyu taşımak zor iş, bacak ağrıları, kolay tıkanmalar, nefes nefese kalmalar, uyku ağırlığı, sabahları bütün eklemlerimin ağrıması…vs Baş edilebilecek sorunlar değil. Ve gittikçe bu ağrılar sinir bozmasının yanı sıra sağlığımı da mahvetmesi artık kurtulmam gerektiğini her defasında hatırlatıyordu. Ama vakit, ama iş, ama ev, ama çocuk derken bir türlü spora da gerekli zamanı ayıramadım.

Bir spor salonuna yazılsam gitmeyeceğimi adım gibi biliyorum, yüzmeye odaklansam gün saatlerinde vakit ayıramayacağımı, pazar günleri ise bütün halk ile birlikte o kalabalıkta yüzmek istemediğimi de biliyorum. Yürüyüş desen, tek başına yapılabilecek bir spor değil ve bütün günü kapsayan bir spor olduğu için de aileme gerektiği vakti ayıramayacağım için sürekli yapabileceğim bir spor değil. Zaten şimdi bir doğa yürüyüşüne katılsam herhalde yarı yolda kesilirim. Dİğer insanları da yavaşlatmak istemiyorum. Bu yüzden önce biraz kilolarımdan arınmak ve kondisyon sahibi olmak için tek başına yapabileceğim tek spor olan bisiklet tercihini yaptım.

Elbet bisiklet için de çok güzel ekipler var, güzel rotalar çiziyorlar, zamanı gelince onlara da katılacağım ama bu fizikle ve bu göt göbekle o tayt bana yakışmaz!

Önce bisikletle tek başıma sporumu yapıp, daha sonra gerek bisiklet gerekse doğa yürüyüşü yapan ekiplere katılabilirim. Kısa sürede eski fiziğime dönebileceğimi düşünmüyorum ama hayal de değil. Gerekli azmi yakalarsam bir sonraki yaz bu ekiplerle birlikte spor aktivitelerine katılabilirim. Doğada yine öncü olur, bisiklette de taytımı giyerim arkadaş!

Voleybol, mahallede futbol (nerede o eski mahalle maçları), yüzme, bisiklet, doğa yürüyüşleri derken büyük bir çöküş yaşadım. Artık kurtulmanın zamanı geldi.

Bisiklet almayı kafaya taktıktan sonra dediğim gibi 3-4 ay ne alacağıma karar veremedim. Bu geçen zamana üzüldüm, gece rüyalarımda bisiklet sürdüm. Araştırdım, soruşturdum ve sonunda karar verip dün istediğim bisikleti satın aldım.

Kron XC 250

Bir sonraki yazımda aldığım bisiklet ve karar verme aşamasında edindiğim tecrübeleri paylaşacağım.